Türkiye Ekonomisi

Dünya Ekonomisi

Osmanlı Ekonomisi

Finansal Ekonomi

İşletme Ekonomisi

Hizmet Ekonomisi

Kalkınma Ekonomisi

Tarım Ekonomisi

Borsa ve Yatırım

Ekonomi Sözlüğü

Ekonomi Ders Notları

Ekonomi Düşünürleri

Genel Ekonomi Soruları

Özel İstatistik Arşivi

Özel İktisat Konuları

Açık Öğretim İktisat

Ekonomi Kurumları

Kamu Yönetimi

Kamu (Devlet) Maliyesi

Sigortacılık Konuları

Türkiye İktisat Tarihi

Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

QUESNAY VE FİZYOKRASİ 

Merkantilist ilkelerin üç asır boyunca uygulanması, ideolojik tepki yaratacak sonuçlar vermiştir. Ekonomik alanda tarımın bilinerek ve istenilerek sanayiye feda edilmesi ve ticaretle sanayinin kaba bir tüzükçü anlayışla engellenmesi bir tür kötüye kullanma sayılmıştır. İşte, fızyokrasi, merkantilizme karşı bir antitez olarak ortaya çıkmıştır. Fizyokrasi "doğanın egemenliği" anlamına gelmektedir. Fizyokrasi ekonomi biliminin ilk düzenli görüşlerini kapsar. Özellikle 18. yüzyılın ikinci yarısında Fransa'da gelişmiştir. Uygulama alanında fizyokrasi sınırlı bir rol oynamıştır. Fizyokratların görüşleri ancak yirmi yıl kadar etkili olmuş, 1776'da Adam Smith'in ünlü, "Ulusların Zenginliğinin Nedenleri ve İçeriği Hakkında Araştırma", kitabının yayınlanması ile önemini yitirmiştir. 

Fizyokratların temel felsefi görüşleri Rousseau'nun görüşüne dayanır. Fizyokratlar uyguladıkları metodolojiyi de gene Rousseau'nun yapıtlarından almışlardır. Bu yönteme göre sosyal olayları anlayabilmek için, onları elemanlarına ayırarak incelemek, sonra bulguları birleştirerek oluşumun niteliğini saptamak gerekmektedir. 

Fizyokrat Okulunun kurucusu Kral XV. Louis'nin saray doktoru Françous  Quesnay (1694-1774,  kene okunur)'dır.   1756  yılında ilk ekonomik incelemesi çıkmıştır. Düşüncelerini Ansiklopediye yazdığı "Çiftçiler ve Tahıllar" başlıklı iki yazı ile açıklamaya başlamıştır. Söz konusu inceleme, arazi kiralayıp işlemenin yarıcılıktan ve bunun yanı sıra da toprağı sürme işinde beygirin sığırdan üstün olduğunu kanıtlamaya yönelmiş pratik amaç taşıyan bir yazıdır ve konu rakamlara dayanılarak tartışılmaktadır.

Ama çok geçmeden Quesnay, çok daha genel görüşler geliştirmeye başlamıştır. Nitekim, 1758 yılında, ünlü yapıtı "Ekonomik Tablo"nun yayınlanışmdan sonra Fizyokratlar diye anılan okulun önderi durumuna gelmiştir. Aynı okuldan Marquis de Mirabeau, bu eserin insanlık tarihinde yazı ve paranın bulunması kadar önemli olduğunu söylemiştir. Quesnay, bu yapıtıyla Marx' dan önce ekonomik temel üzerine tam bir sosyoloji kurmak isteyen ekonomik sistemin yapıcısı sayılmaktadır. Bu kitapta, "ekonomik dolaşımı", canlı organizmanın "kan dolaşımına" benzeterek incelemiştir.

Fizyokrat Okulunun öteki ünlü temsilcileri Dupont de Nemours, A. R. Jaques Turgot, Mercier de la Riviere, Etienne de Condillac, Le Trosne ve rahip Beandean'dır. 

1 — Fizyokrat Öğretinin Esasları 

a) Tabii Düzen 

Sosyal bilimler ve ekonomik kuramlar üzerinde ilk kez net görüşleri olan fizyokratlardır. Bunların tabii düzenle ilgili çalışmaları, ekonomik düzenin tümünü içine almak, mantıklı ve tutarlı bir sistem içinde açıklamak yolunda yapılan ilk denemedir. Tabii düzen anlayışından çıkardıkları "bırakınız yapsınlar", felsefî (hatta metafizik) kaynaklı olsa da, fizyokratlar ekonomik çözümlemenin ve kuramın geliştirilmesine büyük katkı yapmışlardır. 

Fizyokratların ortaya attığı düzen, insanların mutluluğu için Allah tarafından istenilen bir düzendir. İnsanlar, uymak üzere bu düzeni tanıyıp öğrenmelidirler.

İnsanların kişisel çıkarları bu düzene aykırı bulunamaz. O halde genel çıkarlara uygun olarak hareket edeceklerdir. 

Dupont ve Nemours şöyle diyor: "Bir araya gelip toplanmak için insanlar doğaları tarafından özlerinde belirlenmiş bir ereğe sahiptirler ve bu ereğin gerçekleşmesine özgü araçlar keyfe bağlı şeyler olamaz; çünkü belirli bir ereğe yönelen fizik edimlerde keyfe bağlı hiçbir şey olamaz. Demek ki bütün toplumların temel ve kurucu yasalarını içeren genel ve Özlü bir doğal düzen vardır." 

Mülkiyet kurumu bu düzenin gereğidir. Dolayısıyla hiçbir şey bu hürriyeti kısıtlamaya yöneltilmemelidir.

Fizyokratlarda hürriyet isteği, tıpkı mülkiyet hakkına saygı isteği gibi, gittikçe bir dogma halini almakta ve bu hakkın gerekli bir sonucu olarak sunulmaktadır. Mübadele hürriyeti mülkiyet hakkından ayrılamaz, diyor, Le Mercier de La Riviere. Dupont de Nemours da, "kişisel mülkiyetten ayrılamayan ve onun kurucu bir parçasını meydana getiren emek hürriyeti "nden söz ediyor. 

Sonuç olarak, devlet ekonomik olayların akışına karışmazsa, her şey kendiliğinden uyum ve düzen içinde yürür. Ekonominin başlıca amacı, bu tabii düzenin yasalarını incelemektir.

b) Net Hasıla 

Fizyokratların ileri sürdükleri net hasıla, kaba bir şekilde bugünkü ulusal gelir anlamının karşılığıdır. Üretim süreci sonucu elde edilen ürünle, bu üretim için harcanan servet arasındaki artı yani olumlu farka denir. 

Fizyokratlara göre, net hasıla yalnız tarımdan alınabilir. Çünkü, doğal güçlerin insanla işbirliği yaptıkları biricik kesim tarımdır. Bu nedenle, tarımla uğraşan kesim verimli sınıftır. Yine fizyokratlara göre, servetin kaynağı üretimdir. Bunun sonucu olarak çözümlemeleri, servet yaratılması ve birikim için gerekli 'artık' in hangi üretim etkinliğinden doğduğunun araştırılmasına yönelmişti. Bu artığın doğuşunu, toplumun çeşitli sınıfları arasında dolaşımını incelerken de, soyutlamayı ve model kurmayı tutarlı bir biçimde başardılar.

Hem doktor, hem de Dekartçı olan Quesnay, ekonomik hayatın tıpkı bir makine gibi ya da tıpkı bir canlı organizma gibi; ki bu tamamıyla aynı şeydir onun gözünde, işlediğini kanıtlamak istemektedir.

Quesnay, 1758 yılında yayınladığı "Ekonomik Tablo" adlı yapıtında, yukarıda belirtilen artığın doğuşunu ve çeşitli toplumsal sınıflar arasında dolaşımını, bir sistem içinde açıklamıştır. Onun varsayımları: Toprakta özel mülkiyetin varlığı; toprak sahiplerinin, tarımsal üreticilerden rant elde ettiği; üreticilerin kapital sahibi olduğu, tarımsal üretimde ücretli işçi ve kendi kapitallerini kullandığı; dış ticaretin bulunmadığı, ekonominin kapalı olduğu; toplumda tasarrufların ancak kapitalin yenilenmesine yeter olduğu, net kapital birikimi bulunmadığıydı.

Öte yandan toplum üç sınıftan oluşuyordu: 

—Toprak sahipleri; toprak mülkiyetini ellerinde tutar,

—Tarımda kiracılar; toprağı işler, üretim yapar. Gerçek üretken sınıf budur, çünkü tarımsal üretimde yarattıkları net hasıla, hem kendi geçimlerini, hem (kral, kilise, kamu hizmetleri gibi toprak sahiplerinin gelirine dayananlar dahil) toprak mülkiyetini elde tutanların ve kısır sınıfların gereksinimini karşılar,

—Kısır sınıflar; iki ayrı kategori içinde düşünülebilir: Zanaatkarlar, üretim yapmaları için gerekli tüketimlerinden arta kalan bir fazlalık, yani net hasıla yaratmaktadırlar. Bununla beraber, bunlar, üretimde kullandıkları hammaddelerin kıymetine emekleriyle bir kıymet ilave etmekte, gelirleri bu kıymete eşit olmaktadır. Bunların varlığı, tarım ürünlerine "iyi bir fiyat" sağlayabilmek için gerekli görülmektedir. Elde ettikleri gelir yarattıkları kıymete eşit olduğu için, kazanılmış sayılmaktadır. Oysa, hiç bir ilave kıymet yaratmayan, kısır sınıfın diğer grubunu oluşturan tüccarlar ve mali sermaye grupları için durum farklıdır. Gerçi ne çiftçiler, ne zanaatkarlar bu son gruba hiç benzememekte, kendi geçimlik tüketimlerinden fazlasını elde etmektedirler. Tüccarlar ve mali sermaye sahipleri ise, ayrıca hiç bir kıymet ilave etmediklerine göre bu sınıfın geliri net hasıladan bir indirim, parazitlerin geliri demektir.

Yaratılan net hasıla insan vücudundaki kan gibi toplumsal sınıflar arasında dolaşır. Verimli sınıf, tarım sınıfı olduğu için dolaşım da oradan başlamaktadır.

Çevresel akım şöyle işler: 

Tarımın gayri safi katma değeri 5 milyardır. Bunun 3 milyarı üretim giderleridir; çiftçiler bunu diğer sınıflara aktaracaklardır. Gelirin 2 milyarını ise, gıda ve tohumluk gibi gereksinmeler için kendine ayıracaktır. Buradaki 3 milyar net hasıladır. Bu miktarın 1 milyarını, gereksinmeleri olan sınai üretim malları satın almak üzere kısır sınıfa verir, iki milyarı da krala ve toprak sahiplerine rant (vergi ve kira) olarak öder. Bunlar bu iki milyarın bir milyarını gıda maddeleri gereksinmelerini karşılamak için üretici sınıfa; bir milyarını da, sınai ürünlere olan gereksinmeler için verimsiz sınıfa ödeyeceklerdir. Bu duruma göre, verimsiz sınıfın elinde iki milyar toplanmış olur (Bir milyarı çiftçilerden, bir milyarı toprak sahiplerinden olmak üzere). Bu tutar hammadde ve gıda maddesi satın almak için tümüyle çiftçilere ödenir. Böylece ekonomik daire kapanmış olur. 

c) Tek Vergi ve Serbest Dış Ticaret 

Tek vergi düşüncesi net hasıla kuramının bir sonucudur. Yalnız tarım üretken olduğuna, artık, tarımda yaratıldığına göre, vergiler yalnız tarımdan alınmalıdır. Bu artık, tümüyle toprak sahibine gittiği için de vergi tek vergi olmalı, toprak mülkiyetini elde tutanlardan ve bir defada alınmalıdır. Böylelikle tahsili kolaylaşmış, toplama giderleri azalmış ve yansımadan doğacak ekonomik bozukluklar Önlenmiş olur.

Fizyokratlar, tek vergi sisteminin başarıyla yürütülebilmesi için, net hasılanın arttırılması gereğini de görmüşlerdir. Bunun için, küçük köylü tarımını, büyük ölçekte üretim yapan kapitalist tarım işletmeleri durumuna getirmeyi önermişlerdir. Böylece, bir taraftan yalnız toprağın net hasıla yarattığını kabul ederek, toprak sahipleri smıfının varlığıyla, bunların vergi ödemesini bağdaştırmışlardır; bir taraftan da, kapitalist girişimci tarımsal üreticinin net hasılayı arttıracağını göstererek bu sınıfa uygun bir öğreti (doktrin) kurmuşlardır. 

Fizyokratların dış ticaretle ilgili görüşleri şöyle özetlenebilir: 

—En avantajlı dışsatım, tarımsal ürünlerle yapılanıdır. Çünkü endüstri ürünlerinin ticareti az kârlıdır.

—Fazla dışsatımda bulunmak amacıyla gıda maddelerinin fiyatlarını düşürmemelidir. Ticaret, onunla uğraşanlar için kârlı olsa bile, tümüyle ele alındığında toplumun çıkarlarına ters düşer.

—Endüstri mallarının dışalımı büyük sakıncalar doğurmaz.

—Ticaret bilançosu yanıltıcı bir ölçüdür. Çünkü para olarak bir fazlalık sağlayan ülke zenginleşmiş sayılmaz. 

d)Fizyokrasinin Eleştirisi 

—Fizyokratlar merkantilistlerin ticaret ve sanayiye verdikleri öneme tepki olarak tarımm önemini fazla büyütmüşlerdir. Yalnız tarım değil, ticaret ve sanayi de üretken kesimlerdir. Çünkü ekonomide önemli olan belli gereksinmeleri giderecek nitelikteki malları üretmektir. Tarım kesiminde üretilen mallar, tüketiciye iletilmezse (ticaret kesiminin etkinliği) veya bu mallar işlenerek (sanayi kesiminin etkinliği) tüketilecek niteliğe getirilmezse, hiç bir ekonomik değer taşımazlar.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Gizlilik Politikası

Sağlık Bilgileri