Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Eğitim ve Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişkisi 

Eğitim insanlara bir yandan bilgi verirken bir yandan da bilgi üretme, anlama ve yorumlama yeteneği kazandırır. Toplumun üyelerine verilen eğitim, insan sermayesine yapılan bir yatırımdır; çünkü eğitim sayesinde insanlar ömür boyunca daha üretken olurlar. Eğitim insan üzerinde yapılan bir yatırım olduğundan diğer yatırımlardan farklıdır. (İnaç vd., 2006: 59) 

Bugün uluslar arası alanda güçlü ve saygın ülke olmanın en önemli ölçüsü, sağlıklı ve istikrarlı bir gelişme gösteren bir ekonomidir. Bunun sağlanmasında, ülke kaynaklarıyla birlikte beşeri sermayenin üretim sürecine etkin katılımı büyük önem taşımaktadır. Birbiriyle uyumlu istihdam ve mesleki eğitim politikalarının izlenmesi, ekonominin işgücü ihtiyaçlarına paralel yeterli sayı ve kalitede işgücünün yetiştirilmesi bu açıdan gerekli olmaktadır. (Kılıç, 2006: 1) 

K. Bulutoğlu’na göre, piyasa firmaları eğitimin işçilerine kazandırdığı hünerlerin ömür boyu getireceği üretim artışını hasat edemeyecekleri için, bu toplam üretkenlik artışını dengeleyecek kadar eğitim yapmak istemezler. Ülkenin insan sermayesine uygun miktarda eğitim yatırımını eğitimin özel ve toplumsal tüm faydasını dikkate alan devlet yapabilir. Bu gerçek geçen asırdan beri kabul edilmiş ve eğitim giderek artan ölçüde kamu ekonomisi kapsamına alınmıştır. (Aktaran: İnaç vd., 2006: 59)

Günümüzde gelişmiş ekonomilerde, gelişmişliğin ölçüsünü belirleyen en önemli faktörlerden birisi eğitim hizmetlerine verilen önceliktir. Eğitim hizmetlerinin bu denli önem arz etmesinin nedeni, bu hizmetin uygun şartlarda yapılması sonucu ortaya çıkan önemli sosyal faydalar ve topluma olumlu dışsallıklar yaymasıdır. (İnaç vd., 2006: 60) 

M. Karagül’e göre, Adam Smith ‘Milletlerin Zenginliği’ adlı eserinde kalkınmanın temel faktörünün ve milletlerin zenginliğinin tek kaynağının kaliteli emek olduğunu belirtmiştir. Beşeri sermayenin daha etkin çalışarak üretime daha fazla katkı sağlayabilmesinde, fiziki sermaye ile beşeri sermaye arasındaki optimal dengenin kurulması önemli şarttır. Herhangi bir üretim için mutlak surette fiziki ve beşeri sermayenin belli oranlarda bir araya gelmesi gerekir. Sadece fiziki sermayeyi kullanarak ya da yalnız beşeri sermayeyi kullanmak suretiyle üretim yapılması mümkün değildir. Bu nedenle beşeri sermaye ile fiziki sermaye arasındaki tamamlayıcılığın iki farklı boyutu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, her ikisinin miktar olarak birbirini dengeleyebilmesi, diğeri ise fiziki sermaye ile beşeri sermayenin nitelik olarak uyuşmasıdır. (Aktaran: İnaç vd., 2006: 60-61) 

Topluma uygun ve nitelikli eğitim verilmesi sonucu, kişilerin kazandığı bilgi ve beceri, işgücünün kalitesini, verimliliğini ve geliri önemli ölçüde arttırmaktadır. (İnaç vd., 2006: 62) 

K. Baş’a göre, gelişmiş beşeri sermaye, verimliliği hem dolaysız ve hem de dolaylı olarak arttırarak ekonomik büyümeye önemli katkıda bulunur. Ekonomik büyüme ile ilgilenen kurumlar ve araştırmacılar, beşeri sermayenin gelişmesinin ve kullanımının, ekonomik büyümenin ve özellikle kişi başına ekonomik büyümenin belirleyicisi olduğunu belirtmektedirler. Geri kalmışlığın en önemli nedeni üretimdeki düşüklük ve kalitesizliktir. Kalkınmada bilgili topluma, becerili insan gücüne gereksinim vardır. Kalkınmanın beyni olan bireyin bilinçlenmesi, arama, çalışma, öğrenme, düşünme isteği ile donatılması gerekir. Bunların yolu ise eğitimden geçer. Dünya bankasınca yapılan bir araştırmaya göre, bir ülkenin kalkınma hızı salt fiziksel sermayenin artmasından pek etkilenmemektedir. (Aktaran: İnaç vd., 2006: 62) 

Ekonomik kalkınmanın ve bu arada istihdam ve verimliliğin arttırılması üretim faktörlerinin etkili kullanılması ile mümkündür. Üretim faktörlerinin birinin eksik veya yetersiz kullanımı kalkınma sürecini geciktirici bir rol oynar. Üretim faktörlerinden sermaye, toprak ve diğer girdilerin kullanılmasında insan gücü ise önemli bir yere sahiptir. Makineyi kullanan, toprağı işleyen, yeni projeler geliştiren, girişimciliği başlatan, yeni teknolojileri üreten ve bilimsel gelişmeyi sağlayan insandır. (İnaç vd., 2006: 63) 

H. Çetintaş ve H. Başel’e göre, ekonominin motor gücü olan yeterli insan gücünün mevcudiyeti ve mevcut bulunanların eğitimi önem arz etmektedir. Yeterli düzeyde insan gücüne sahip olmak ekonomide verimliliğin ve kalitenin artmasına neden olacaktır. Verimliliğin artması üretim artışına, kalitenin artması ise ülke mallarının uluslar arası piyasada rekabet edebilme imkânlarının ve ihracatın artmasına ve dolayısıyla ekonomik kalkınmaya katkı sağlanmasına yol açacaktır. Yapılan birçok araştırmada istihdam ve verimliliğin arttırılmasında dolayısıyla ülkelerin kalkınmasında ve gelişmesinde eğitimin hayati rol oynadığını ortaya koymaktadır. Son yıllarda, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler artan nüfusla birlikte yaşam ve refah düzeylerini yükseltme gayretlerini yoğunlaştırmışlardır. Bu amacı gerçekleştirmek için insan gücü, finansman, teknoloji, hammadde ve donanım gibi mevcut kaynaklarını en yüksek faydayı sağlayacak biçimde kullanmayı yani verimliliği arttırmayı hedeflemişlerdir. En fazla ve kaliteli üretime en düşük maliyetle ulaşma amacı, çalışanların teknolojik yeniliklere paralel olarak bilgi ve beceri düzeylerini de arttırmalarını gerektirmektedir. Böylece eğitim, her toplumda olduğu gibi bilgi toplumunda da stratejik bir önem kazanmaktadır. Üretim faktörlerinden işgücünün niteliğini arttırmak ve bu niteliğe uygun bir işte kullanmak kalkınma-eğitim ikilisinin en önemli özelliğini yansıtmaktadır. Çünkü işgücünün eğitilerek arttırılması verimliliği ve kaliteli üretimi de arttıracaktır. (Aktaran: İnaç vd., 2006: 62-63) 

Ü. Ersoylu’ya göre, gelişmekte olan ülkelerde insan kaynak sorunlarının hızla büyüyen nüfus, modern sektördeki büyüyen açık işsizlik, geleneksel sektördeki yaygın yetersiz istihdam, ulusal kalkınma için gerekli becerili işgücü yetersizliği, insan kapasitesinin gelişmesini ve verimliliği sağlayacak temel ihtiyaçların giderilmesi konularına dayandığı bir gerçektir. Gelişmekte olan ülkelerde bugünkü ve gelecekteki emek gücü büyüklüğü; modern ve geleneksel kesimdeki emek gücü niteliği, çeşitli grupların emek gücüne katılımını etkileyen faktörler son derece önem taşımaktadır. Bu ülkelerde yeni iş olanaklarının yaratılmasındaki artış oranı, milli gelirin yıllık artış oranının üçte birini ancak oluşturabilmekte, bazılarında ise milli gelirdeki artış modern kesimde hiçbir istihdam genişlemesi yaratmamaktadır. Sonuçta çözümlenmesi gereken sorun emek fazlasının bu sektörlerde ne şekilde emileceği ve üretken alanlara nasıl yönlendirileceğini saptamak olarak karşımıza çıkmaktadır. (Aktaran: İnaç vd., 2006: 63-64) 

Eğitimin ekonomik getirisinden kuşkulu olanlar, kanıt olarak pek çok ülkede diplomalı işsizleri göstermektedir. Ancak eğitim düzeyi yüksek olan işsizlerin, işsizlik süreleri pek uzun olmamaktadır. Bunların pek çoğu var olan, ancak kendi isteklerine uygun olmayan işleri kabul etmemektedirler. (İnaçvd., 2006: 65)

K. Baş’a göre, beşeri sermaye öteki üretim faktörlerini tamamlayan temel faktörlerden biridir. Nitelikli ve verimli bir eğitim sisteminin ekonomiye katkılarının yüksek olması bazı faktörlere bağlıdır. Örneğin, en karlı piyasalardan yararlanmayı özendiren, tamamlayıcı yatırımları destekleyen ve işgücü kullanımını en yüksek düzeye çıkartacak ekonomik politikalara gereksinim vardır. Soyutlanmış bir şeklide arttırılan eğitim çok fazla iş olanağı yaratmaz. Ancak, yaratılan iş olanaklarının daha verimli ve etken bir şekilde yürütülmesini sağlar. (Aktaran: İnaç vd., 2006: 65)

Günümüz küreselleşme sürecinde, küresel rekabet ortamında, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, bilgi çağında bilgi toplumu olmanın gerekliliklerini yerine getirmedikleri taktirde gelişmiş ülkelerle aralarındaki farkı kapatamayacaklardır. Küresel dünyada ekonomik anlamda, gerek kamu kesimi gerekse özel kesim, karlılıklarını arttırmanın yolunun maliyeti düşürmek ve verimliliği arttırmaktan geçtiğinin farkındadırlar. Beşeri sermayeyi artırmak, emek gücünün kalitesini yükseltmek ve yeni iş alanlarına istihdam sağlamak ancak nitelikli bir eğitimle mümkündür. (İnaç vd., 2006: 66) 

Ekonominin gereklerine uygun bir eğitim sistemi, ülkelerin gelişmek perspektiflerinde belirleyici bir güç konumunda olmuştur. Kişi başına düşen gelir seviyesinin yanı sıra, özellikle bir ülkede eğitim seviyesini gösteren okullaşma oranı, eğitimin bütçe ve milli gelir içindeki payı, mesleki-teknik eğitim düzeyi, nüfusun ilk, orta ve yüksek öğretimdeki dağılımı gibi göstergeler de sosyo-ekonomik gelişme düzeylerini belirleyen çok önemli ölçütler olmuştur. (İnaç vd., 2006: 66) 

K. Baş’a göre, ekonomik literatürde pek çok deneysel çalışma, beşer, sermayeye yapılan yatırımın hem tarım hem de sanayi sektöründe verimliliği doğrudan doğruya arttırdığını göstermektedir. (Aktaran: İnaç vd., 2006: 67)

Ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmişlik düzeylerini belirleyen en önemli faktörlerden biri de eğitimdir. Eğitim, bireylere sağladığı özel yararlar yanında, toplumsal açıdan yaratmış olduğu faydalar nedeniyle de ülkelerin ekonomik kalkınmalarında önemli rol oynamaktadır. Bireylerin eğitim seviyesi yükseldikçe nitelikli işgücü darboğazı aşılmakta, bilimsel ve teknolojik yenilikler hız kazanmaktadır. Emeğin verimliliğinin artmasının sonucu olarak ulusal gelir düzeyi hızla artmakta, yaratılan gelir daha adil paylaşılır hale gelmektedir. Eğitim düzeyi artan toplumlarda yönetim daha demokratik bir nitelik kazandığı, ekonomik ve siyasal istikrarı sağlamak kolaylaştığı ve suç işleme oranları düştüğü için, eğitime yapılan yatırımların geri dönüş hızı fiziksel sermaye yatırımlarınınkinden daha yüksek olmaktadır. Eğitime yapılan harcamalar uzun dönemde bir yatırım harcaması olarak yarattığı artan getiri nedeniyle ekonomik kalkınmayı hızlandırmaktadır. (Öztürk, 2005: 1) 

A. Kurtkan’a göre, eğitim, önemli fonksiyonları yerine getirmektedir. İlk olarak, eğitim, bilimsel ve teknolojik yeniliklerin geliştirilmesi suretiyle emeğin verimliliğinin artmasında önemli rol oynamaktadır. Eğitim kurumları emeğin verimliliğini arttırmaktadır. Buna bağlı olarak üretim artmaktadır. İkinci olarak, potansiyel yeteneklerin keşfedilmesi ve geliştirilmesini sağlamaktadır. Eğitimin üçüncü fonksiyonu insanların, iktisadi büyüme ile yakından ilintili olan iş fırsatlarındaki değişmelere uyum sağlama yeteneklerini artırmasıdır. Dördüncü olarak, eğitim kurumları öğrencilerini öğretim elemanı olarak da yetiştirmek suretiyle üretim için gerekli bilgilerin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlamaktadır. Son olarak, gelişmekte olan ekonomilerde eğitim yolu ile halkın yüksek bilgi ve beceri kazanması hızlı ekonomik büyümenin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Eğitim sektörü işsizliğin arttığı kriz dönemlerinde lise ve üniversite öğrencileri durumundaki yetişkin öğrencileri massetmek ve ekonomik canlanma dönemlerinde bunları mezun etmek suretiyle iktisadi dalgalanmaları hafifletici bir etki de yaratmaktadır. (Aktaran: Öztürk, 2005: 5) Bilgi toplumuna geçişin temel koşulu ise, kişilere yaşam boyu öğrenmeyi esas alan bir yaklaşımla eğitim verilmesidir. (Öztürk, 2005: 5)

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005