Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Malumat Toplumunun Marjinleri 

Ali Bizden 

Tumturaklı lafların her dem gözde ol­ması gönüllü kulluğun neredeyse vazgeçilmez insani bir içgüdü olduğunu kabul ettirebilecek denli "gerçek" ve eziciliğine rağmen bu gerçe­ğin sorgulamasına kalkışmaların kesintiye uğ­rasa da hiçbir dönemde nihayetlenmemesi biricik umut: Cezbedici, baştan çıkarıcı, kışkırtıcı ve davetkar bir arayışın peşine düşme özgür­leşme arzusunun. 

Yoğun dipnot ve otoritelerden alıntıları kullanma, onyedinci yüzyılda meşhur olan bir uygulama ve uygulayıcılarını küplere bindiren de "aklını marjinlere verip aklı sıra metin yaz­dığını sanıyorsun" eleştirisiymiş. Aklını marjin­lere vermek aklı sıra metin yazdığını zannet-met ne demek?

Bu sorunun yanıtını vermek için ken­dimce bir başka sorudan hareket etmenin yol gösterici olduğunu düşünüyorum, insan ne­den yazı yazar? Daha da kendime bir soru: Ben bu yazıyı neden yazıyomm? Bir derdim var: Metin diye ortalıkta gezinen şeylerin meramını kendi dışında - marjinlerde- anlatma yönelimi­nin çok ağır basması. Bir metin yazarı, kendini yazı yazmaya kışkırtacak denli rahatsız eden veya benzer bir vesile olan bir durumdan hareket etmesine karşın o "durum"u/meramını an­latmak yerine neden dipnotlar ve otoritelerden alıntılar arasında gezinip durur? Kendi sözünü otoritelerin sözlerinin arasına saklamak, hatta daha da ileriye gidip metninde otoritelerin söz­lerinden kendi sözlerine yer bırakmamak, me-ramıyla ilgili kırıntıları marjinlere tıkarak söyle­mek, söyleyecek sözün olmaması demek bir kere, belki de daha ayakları yere basar bir va­ziyet ifadesi olarak, söyleyecek sözü olup söy­leyecek cürete sahip olmamak. Bu ikincisi üzerinde durmak istiyorum, çok dramatik çün­kü. Yaşantısının ne olduğunu bilip öyle değil­miş gibi yaşamak (yazmak ya da) kendi kendi­ni kandırmaktan da öteye geçiyor iş metin yaz­maya gelince; okuyanı da kandırmak demek çünkü ya da kandırdığını zannetmek. 

Bilmek, muktedir olmaktır. O halde bil­gi de muktedir olma halinin donanımıdır. Ma­lumat ise tabi olmaktır. Malumatınız ne denli çoksa, muktedir olma durumunuz o denli az­dır. Yaşantmızı malumat sahibi olduğumuz şeylere göre ayarlamak zorundayız. Malumatla bilgiyi ayırırken mihenk taşı olarak "muktedir olmak" durumunu kullanalım. Bilgi muktedir olma, malumat ise başka bir şey: Kendini- e göre ayarlama;-e göre yaşama. 

Malumat sahibi olmak bilgi sahibi ol­makla karıştırılması durumunda karşı karşıya olunan manzara şöyle: Bilmekle malumat sahi­bi olmayı eş ve eşit kabul edip, malumat sahi­bi olma durumunu "bilgi sahibi olmak"la bir tutmak, öyle olmadığının ayırdma varamamak muktedirin iktidannı söz konusu etmeksizin, iktidar muktedir olan olmaksızın mümkünmüş gibi ortalıkta dolanmak; daha da açığı dolana­cağı yerlerin kısıtını görmemek, böylelikle bir kısıt yokmuşçasına daracık, minicik bir sahayı evren zannetmek demek. 

Şimdi dolanılacak yerlerin kısıtsızlığı gi­bi bir ifadeden sonra şu bilgi toplumu mesele-sine geçelim. Duvarlar yıkıldı, sınırlar kalktı ya,   

sermaye ve "bilgi" özgürce dolaşıyor ya ve en büyük sermaye bilgi ya, e o zaman elbette duvarlar yıkılmadan, sınırlar kalkmadan ve ser­maye ile "bilgi" özgürce dolaşamazdan, en bü­yük sermaye "bilgi" olmazdan önce özgürlüğü kısıtlayan koşullar ortadan kalktı demek yani! 

Mesela artık üretim değil, tüketim konu­şuluyor, üreticinin özgürlüğü ve insanca yaşa­ma koşullan değil, tüketicinin özgür tüketim yapma hakkı tartışılıyor. Birşeyler oldukça de­ğişti. Bireycilik ön planda, toplumların özgür­lüğü tek tek insancıkların toplamı demektir ya.

Mesela "tek tuş olayı", "internet sörfü olayı". Zaman ve mekan kısıtları olmaksızın her türlü bilgiye ulaşma olanağı, çalışma oda­nıza kadar getiren muazzam bir bilgi hazinesi olarak internet mesela. Bir tuşluyorsunuz, mil­yarlarca sayfa yazı, milyarlarca adres, milyar­larca reklam, internete kadar gidememe duru­munda televizyon başta olmak kaydıyla diğer kitle iletişim araçlarına bakmak bile iç sıkıntısı yaratmaya yetecek. Çok seslilik, çok alternatif­li olmak mı demek çok kanallı olmak? Alterna­tiflerin olması, istediğini seçme olanağını için-de barındırıyor ama alternatiflerin neye alter­natif olduğu sorusu sorulduğunda durumun kendi içinde barındırdığı seçme olanağının sınrhlıkları da ortaya çıkacaktır. 

Yok yok. "Yok yok" demek, aslında hiç­bir şey yok da demek. Bir de -şimdi sırası mı diye sormak da lazım (bilgi toplumunda yani)-kim tuşlayabiliyor? Demokrasiyi sahip olmaya indirgemeyi göze alarak, tek tuş olayını ger­çekleştirmeye yetecek donanıma kimler sahip olabiliyor ve tek başına bunlara sahip olmanın anlamı ne? 

İş metin yazmaya gelince, bu "yok yok ortamı"ndan çekilen malzeme yığını ile karşı karşıya gelen yazarın en yoğun yaşadığı hissi­yat büyük ihtimalle, tükenmişlik ve "daha ne­ler vardır kim bilir halet-i ruhiyesi" ne bürün­mektir. Bir kere bu ruh haline büründükten sonra yapılacak çok şey de kalmıyor zaten: Ya aklınızı marjlara teslim edip aklınız sıra metin yazdığınızı zannedeceksiniz yani dolanacağı­nız yerlerin kısıtını görmeyerek, böylelikle bir kısıt yokmuşçasına daracık, minicik bir sahayı evren zannetmek suretiyle malumat toplumu­nu bilgi toplumu diye pazarlayarak, aklınız sı­ra iş yaptığınızı hatta toplumsal güçlerin özgür-leştirici aktörlerinden biri olduğunuzu bile dü­şünebileceksiniz; tabi gerçek ile "gerçek" ara­sında -bu melekenizi koruyabilecek, kendini­ze eleştirel bir mesafeden bakacak denli- aralık bırakmışsanız.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü

Since 2005