Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Sermaye Pazarlarına Genel Bakış 

Bu Ayrımda sermaye pazarlarına genel olarak bakılacaktır. Bir bakış, sermaye pazarı türleri, fon sunucularının fon sunusu karşılığında isteyecekleri finansal varlık türleri, fon isteminde bulunan bireylerin pazara çıkardıkları fınansal varlıkların türleri, aracı kurumlar ve pazarın işleyişini düzenleyen mevzuat olarak ele alınabilir. Daha sonraki Ayrımlarda yeterli genişlikte tekrar ele alınacak konuların burada özetlenmesinde yarar görülmektedir.

Sermaye Pazarı Çeşitleri 

Sermaye pazarları çeşitli kıstaslara göre sınıflandırılabilir: 

a. Pazarda işlem gören finansal varlıkların pazara ilk defa sunulmuş olup olmamalarına göre: Sermaye pazarları birincil ve ikincil sermaye pazarları olarak ikiye ayrılırlar. Birincil sermaye pazarları, dolaşıma ilk defa çıkartılan uzun süreli fınansal varlıkların el değiştirdiği pazarlardır. Bu pazarlarda fon istemcileri, genellikle en uçtaki fon kullanıcılarıdırlar. İkincil pazarlar ise birincil sermaye pazarına daha önce sunulmuş ve halen dolaşımda olan uzun süreli fınansal varlıkların alınıp satıldığı pazarlardır. Bu pazarlar sermaye pazarına yeni fınansal varlık sunulması sonucu değil, fakat mevcut finansal varlıkların el değiştirmesi ile varolmaktadır. Birincil ve ikincil pazarlara ek olarak, üçüncül ve dördüncül pazarların varlığından da bahsedilmektedir. Üçüncül pazarlar borsaya kote edilmiş fınansal varlıkların borsa dışında alınıp satılması halinde oluşmaktadır. Dördüncül pazar ise fınansal varlığın aracısız alınıp satılması ile oluşan pazar olarak tanımlanmaktadır. Bu pazarda kurumsal yatırımcılar ve varlıklı bireyler, bloklar halinde fınansal varlık alım ve satımında bulunurlar. Fiatı doğrudan doğruya pazarlıkla oluştururlar ve alım satım işleminin maliyetini en düşük tutmayı amaçlarlar. Blok satışların yapıldığı bu pazar yakın gelecekte sermaye pazarının önemli bir kesimini oluşturacak gibi görünmektedir. Pazarda faaliyet gösteren aracı kurumlar, işlemleri telefonla veya kurdukları bilgisayar ağı ile yürütmektedirler. 

b.  Sermaye pazarlarının, işleyiş biçimleri ve belirli bir pazar yerinin olup olmamasına göre: iki tür sermaye pazarından söz edilebilir: Organize sermaye pazarları (Menkul Kıymet Borsaları) ve serbest sermaye pazarları.

Menkul kıymet borsaları pay senedi ve tahvil alım ve satımı için bir pazar yeri oluştururlar. Kendi işleyiş kuralları ve biçimleri vardır. Bu kurallar ya hukuksal bir düzenleme sonucudur ya da kendi ana sözleşmesinde ifade edilmişlerdir. Ülkemizde Menkul Kıymet Borsalarının kuruluş ve işleyişi bir yasa ile düzenlenmişken A.B.D.'de örneğin, New York Esham ve Tahvilât Borsası kendi ana sözleşmesi ile kurulmuş bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Serbest sermaye pazar türünde belirli bir fiziki pazar yeri bulunmamaktadır. Pazarın işleyişi ve kuralları kendine hastır. Doğaldır ki bu pazarlar genel hukuksal düzenleme ilkelerine göre işlemektedirler. Bütün birincil pazar işlemleri serbest sermaye pazarlarında olmaktadır. İkincil pazar işlemlerinin yeri ise organize ve serbest sermaye pazarlarından biri veya ikisidir. 

c.  Pazarın yurt çapına yayılmış olup olmamasına göre de bir sınıflandırma yapmak söz konusudur. Bu kıstasa göre ülke düzeyinde pazarlar ve yöresel pazarlar olmak üzere sermaye pazarları ikiye ayrılabilir. Yöresel pazarlar bir yörenin sınırları içinde işlerlerken, ülke düzeyinde işlerlik gösteren pazarlarda fınansal varlık alım satım işlemleri ülke çapında yapılmaktadır.

Günümüzde iletişim araçlarının çok gelişmiş olması yöresel pazarların işlevini oldukça azaltmış, hatta pazar sınırlarını ülke sınırlarının dışına dahi taşırmıştır. 

d. Pazarda alınıp satılan fınansal varlık türüne göre de sermaye pazarları sınıflandırılmaktadır. Sadece ortaklık pay senetlerinin işlem gördüğü pay senetleri pazarları, şirket tahvillerinin işlem gördüğü tahvil pazarları veya sadece devlet tahvillerinin işlem gördüğü devlet tahvili pazarları vbg. bu kıstasa göre adlandırılmış pazarlar olmaktadırlar. Ancak, her tür fınansal varlığın alınıp satıldığı karma pazarların da bulunduğunu söylemek gerekir. 

Sermaye Pazarında istem ve Sunular 

Uzun süreli fon gereksinmesi duyan bireyler (özel veya tüzel) kendi fınansal varlıklarını pazara çıkararak fon isteminde bulunabilirler. Pazar işlemlerinin yoğunluğu açısından olaya bakıldığında fon isteminin tüzel kişiler (firmalar ve devlet kurumları) üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Firmalar fon gereksinmelerini çoğunlukla pay senedi ve tahvil çıkararak gidermektedirler. Ancak, anonim ortaklık statüsüne sahip olmayan firmalar ile bazı anonim ortaklıkların özel borçlanma anlaşmaları çerçevesinde uzun süreli borçlanma senedi vererek fon sağlama yoluna gittikleri gözlenmektedir. Devlet kuruluşlarının sermaye pazarlarından fon tedarikleme aracı ise tahvil ve çeşitli borçlanma araçlarıdır. Özel kişilerin tüketim ve/veya dayanıklı tüketim malı edinme (konut vbg.) amacı ile sermaye pazarlarına istemci olarak çıkmaları kendi borç senetlerini fon sunucusuna vermeleri ile sonuçlanır. 

Ellerinde gelir fazlası olan özel ve tüzel kişilerin bu fonlarını fon gereksinmesi bulunan kişilere vermeleri karşılığında isteyecekleri fınansal varlıkların türleri kişinin özelliğine ve kişiliğine göre farklılık göstermektedir. Bilindiği gibi fon fazlası olan bireyler bu fazla fonlarını doğudan doğruya sermaye pazarlarına sunabildikleri gibi fınansal aracı kurumların çıkardıkları fınansal yatırım araçlarına (sigorta poliçesi, emeklilik sandığı üyeliği, yardımlaşma sandığı üyeliği vbg.) yatırım yapmak sureti ile de dolaylı yoldan sermaye pazarına fon sağlayabilmektedirler. Keza, yatırım ortaklıkları da kendi pay senetleri veya tahvillerini tasarrufçulara satmak ve bu yolla sağladıkları fonları sermaye pazarına fınansal varlık satın almak için tekrar sunmak sureti ile aracılık görevi görmektedirler. 

Gelir fazlası olan özel kişiler sermaye pazarına yatırımcı olarak girdiklerinde fınansal varlıklardan özellikle ikisine özel ilgi duymaktadırlar. Bu varlıklar ortaklık pay senetleri ve işletme veya devlet tahvilleridir. Ancak son yıllarda yaratılan ve bundan önceki Ayrımda anlatılan finansal varlıklara yatırım istekleri artmaktadır.

Ellerinde sermaye pazarlarında plase edilebilir fon fazlası bulunan firmalar, fazla fonlarının niteliği, süreleri ve firmanın fonları kullanma niyetine bağlı olarak bu fonları iki şekilde kullanabilirler. Birinci yol geçici olarak biriken fonları daha sonra başka amaçlarla kullanmak üzere verimli ve her zaman nakde dönüştürülebilir finansal varlıklara yatırmaktır. Bu finansal varlıklar pay senedi, tahvil ve diğer finansal varlıklar olabilir. Ancak bu varlıkların az riskli yüksek verimli ve her şeyden önce menkul kıymetler borsasına kote edilmiş olmalarına bakılır. Bu amaçla sermaye pazarına fon sunan firmalar ikincil pazara ilgi gösterirler. İkinci kullanım ise iştirak amacı ile finansal varlık edinmektir. Bu durumda firmanın ilgi duyacağı finansal varlık türü sadece adi pay senedidir ve genellikle fon sunusu birinci sermaye pazarınadır. 

Finansal aracı kurumların ellerindeki uzun süreli nitelikli fonları sermaye pazarlarına sunmaları, finansal kurumun türüne, işlevine ve hukuksal düzenlemenin verdiği olanaklara bağlı olarak pay senedi veya tahvil satın almak yolu ile olabilir. Veya bu kurumların bazıları esham ve tahvilat edinmeye ek. olarak çeşitli amaçlarla uzun süreli borç da verebilmektedirler. 

Hayat sigorta ortaklıkları ile kaza ve yangın sigorta işlemleri yapan sigorta ortaklıkları biriken fonlarını her türlü pay senedi ve tahvil satın almak için kullanabilmektedirler. Ancak, bu ortaklıkların toplam yatırımları içinde pay senetlerine yatırım oldukça düşük kalmaktadır. Hayat sigorta ortaklıklarının biriken fonları, çalıştıkları iş kolunun özelliği nedeni ile, daha uzun süreli olabilmekte, bu nedenle de bu sigorta ortaklıkları daha çok birincil pazara fon sunmaktadırlar. Kaza ve yangın sigorta ortaklıkları ise, çalışma koşullarına bağlı olarak, fonlarını daha likit tutma gereksinmesi duymaktadırlar. Bu nedenle bu ortaklıklar portföy oluştururken hemen nakde dönüştürebilecekleri finansal varlıklara kaymakta ve portföyün riskini azaltmak için de çeşitlendirmeye gitmektedirler. Bu özellikler nedeni ile yangın ve kaza sigortası işlemleri ile uğraşan ortaklıkların fonlarını ikincil pazarlara sundukları gözlenmektedir. 

Ticaret bankaları para pazarlarında çalışan aracı kuruluşlar olmaları nedeni ile, bu firmaların sermaye pazarına sundukları fonlar göreceli olarak oldukça azdır. 

Kanunla kurulmuş veya özel emeklilik ve yardımlaşma kurumlarının biriken fonlarının niteliği uzun süreli yatırımlara olanak vermektedir. Bu kurumların fonlarını sermaye pazarlarına sundukları, her tür finansal varlığa yatırım yaptıkları gözlenmektedir. A.B.D.de ortaklıklara ait sosyal yardım sandıkları daha çok özel sektör tahvillerine ve pay senetlerine yatırım yapmaktadırlar. Devlete ait emeklilik fonları ile yardımlaşma sandıklarının fonları ise federal devlet ve eyalet tahvilleri ile özel sektör tahvillerine yatırılmaktadır.

Kollektif yatırım kurumları olarak bilinen yatırım ortaklıkları ve yatırım fonları tasarrufçuların tasarruflarını finansal varlık yatırımlarına dönüştüren önemli aracı kurumlar olarak son yıllarda önem kazanmışlardır.

Tasarruf edilen fonların sermaye pazarına yönlendirilmesi işlevini gören önemli bir kurum niteliğindeki yatırım ortaklıkları birincil pazara kendi finansal varlıklarını sürerek topladıkları fonlarla oluşturdukları portföyü yönetirler. Böylece tasarruf sahiplerinin fonlarının daha etkin yönetimine katkıda bulunurlar. 

Yatırım fonları da yatırım ortaklıklarının işlevini gören, hukuksal yapıları farklı kurumlardır.

Bu ortaklıklar ve folarla ilgili daha ayrıntılı bilgi bu Bölümün diğer bir Ayrımında verilmiştir.

Yurdumuzda finansal aracı kuruluşların sermaye pazarına sundukları fon miktarları ve bu fonların pazara sunuş biçimleri yıllar itibarı ile bir gelişme göstermektedir. 1986 yılında istanbul Menkul Kıymetler Borsası faaliyete geçtikten sonra hızlı bir gelişme gösteren organize pazar kesimi, daha önceleri fon fazlalarını doğrudan reel aktif yatırımlarına tahsis etmeyi tercih eden, zorunlu ve gönüllü sosyal güvenlik kurumlarının portföy yönetimine yönelmelerine neden olmuştur. Bu yönelme gelecek yıllarda daha yoğun hale gelecektir.

Sermaye Pazarlarının Yapısı 

Sermaye pazarlarına sunulan fonların kaynağı, çoğunlukla, özel bireylerin tasarruflarıdır. Bu tasarruflar ya doğrudan doğruya bireyler tarafından fınansal varlık alımı için sunulurlar ya da bu sunu sigorta ortaklıkları, emeklilik ve diğer sosyal içerikli fonlar, ticaret bankaları ve yatırım ortaklıkları ve yatırım fonları aracılığı ile dolaylı olarak yapılır. Tasarrufların sermaye pazarına sunusu firmalar, bireyler veya devlet tarafından yeni çıkarılmış finansal varlıkların edinilmesine, yani birincil pazara dönük olabileceği gibi daha önceden çıkarılmış finansal varlıkların satın alınması sureti ile de olabilir. Bu durumda baş vurulan pazar ikincil pazardır. 

Birincil sermaye pazarında işlemler tasarruf üstesi olan birey veya bireylerle tasarruf açığı olan birey veya bireylerin dolaysız karşı karşıya gelmeleri ile gerçekleştirilebileceği gibi bir aracı kurumun aracılığı ile de gerçekleştirilebilir. Birinci yol, genellikle finansal varlık alıcısının fon fazlası olan bir kurum (bir sigorta ortaklığı, sosyal tasarruf fonu vbg.) olması halinde kullanılmaktadır. Fon gereksinmesi olan anonim ortaklık veya devlet kuruluşu pazara çıkaracağı pay senedi veya tahvil şeklindeki fınansal varlıklarını pazarlıkla ya da arttırma yolu ile gelir üstesi bulunan bireye satar. Finansal varlık alıcısının birden çok sayıda olması halinde, alıcı ile satıcının karşılaşmasındaki güçlükler, fon gereksinmesi olan ortaklığın fınansal varlıklarını çok daha iyi koşullarla satma olanağına kavuşma ve fınansal varlık satımından süratle kasasına fon girişi sağlama arzusu, satışın bir aracı aracılığı ile yapılmasını istenilir kılmaktadır. Çıkarıma aracılık eden kurum genellikle bir yatırım bankasıdır (investment bank). Ülkemizde bu görevi Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan aracı kurumlar yapmaktadırlar.

İkincil pazarda fınansal varlıkların el değiştirmesi, kote edilmiş olanlar için esham ve tahvilat borsalarında, mutlak surette aracılar aracılığı ile olur. borsaya kote edilmiş veya edilmemiş fınansal varlıkların borsa dışında alım ve satımına aracı kurumlar aracılık ettikleri gibi alım satım aracısız da yapılabilir. 

Menkul kıymetler borsalarında alım ve satım, mutlak surette borsaya kayıtlı üyeler tarafından yapılır. Organize sermaye pazarını serbest pazardan ayıran en önemli özellik, gerçekte bu pazarın işleyişinde aracıların görev almalarıdır. 

Sermaye pazarlarında fınansal varlıkların el değiştirmesine aracılık, komisyonculuk veya kendi nam ve hesabına alıp satma şeklinde olmaktadır. Komisyoncular belirli bir orandaki komisyon ücreti ile aracılık yaparlar ve bu görevleri nedeni ile alıcının riski ile ilgili bir sorumluluk altına girmezlerken, kendi hesaplarına alım ve satım yapan tüccarlar bu işlemlerle ilgili riskleri de üzerlerine alırlar.

Sermaye pazarlarında komisyonculuk veya alıp satma esasına göre aracılık görevi gören firmalar şahıs firmaları ve ortaklıklar şeklinde organize olmaktadırlar.56 Aracı kurumlan komisyoncular, tüccarlar ve esham tahvilat borsasında üye acentalar şeklinde kesin bir ayırıma tabi tutmak olanaksızdır. Zira bir aracı firma bir menkul kıymetler borsasına üye olabilir ve bu suretle acentelik görevi görürken serbest sermaye pazarında komisyonculuk veya tüccarlık da yapabilir. Bu arada birincil pazara fınansal varlık çıkarımlarına aracılık yapmak sureti ile yatırım bankası olarak da çalışabilir. 

Sermaye pazarında alım satım işlemleri kendi yöntem ve kurallarına göre yapılır. Bu yöntem ve kurallar sermaye pazarlarının gelişmesine paralel olarak ortaya çıkmışlardır ve alım ve satım işlemlerinin etkin bir biçimde sürdürülmesine dönüktürler. Menkul kıymetler borsasında alım satımın kuralları serbest pazarın kurallarından farklıdır. Örneğin, serbest pazarda alım ve satım pazarlıkla yapılırken menkul kıymetler borsasında fiat teklifi yöntemi uygulanır. 

Yatırımcı birey fınansal varlık edinirken veya portföyündeki fınansal varlıkların tümünü veya bir bölümünü elden çıkarırken aracılara başvurduğunda aracının satım ve alım için yetkili kılınması, diğer bir deyimle aracıya "emir" verilmesi zorunludur. Bu verilecek yetkinin sınırları ve boyutları farklı olabilir. Bu farklılıklar sermaye pazarında "emir türlerinin" oluşmasına neden olmuştur. 

Doğaldır ki her ülkenin sermaye pazarının işleyişi, diğer ülkelerdeki uygulamalardan etkilenmekle birlikte, kendi tarihsel gelişmesinin verdiği deneyimler sonucunda oluşan kurallar ve yöntemlere göre olmaktadır. Bu yöntem ve kuralların oluşmasında hukuksal düzenlemelerin rolünü de gözden uzak tutmamak gerekir.

 

Sermaye pazarlarının işleyişi, tüm ülkelerde yasalarla düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemelerin boyutları ülkeden ülkeye farklılıklar göstermekle beraber düzenlemelerden beklenen sonuçlar aşağı yukarı her ülkede aynıdır: Sermaye pazarı yatırımcılarının korunması, pazarın işleyişinin ekonominin işleyiş ve yönüne ters düşmesinin önlenmesi. 

Yasal düzenleme, ilke olarak yatırımcıların korunmasını amaçlar. Yatırımcıların korunmaması, sermaye pazarına yatırılabilir fonların sunusunu azaltarak ekonomik faaliyetlerin önemli bir fon kaynağının tıkanmasına neden olabilir. Nitekim, pazarda kap-kaçcı firmaların fırsat kolladıkları, yatırımcıları aldatma yolu ile büyük paralar kazanma olanaklarının bulunduğu bir ülkede, bir iki kötü deneyimden sonra, gelir fazlası bulunan bireyler birikmiş fonlarını sermaye pazarına sunma yerine, ya nakit olarak saklamaya ya da ekonomiye katkısı olmayan diğer alanlara -kıymetli madenler, arsa vbg.- yatırmaya başlayabilirler. Bu davranışların ekonomik olumsuz etkilerinin neler olabileceği ise, açıklamaya gerek göstermiyecek kadar belirgindir. Keza, sermaye pazarlarının denetimlerden yoksun tutulması veya bu konuda denetime olanak veren hukuksal ve örgütsel düzenlemelerin yapılmamış olması, yatırımcı fonlarının ülke ekonomisinin gereksinme ve gidiş yönlerine ters düşen biçimlerde kullanılma sonuçlarını verebilir.

Yasal düzenleme çeşitli yasalara gerekli hükümleri koymak yolu ile yapılabileceği gibi, özel yasalar yolu ile de gerçekleştirilebilir. Bir çok ülke ikinci yolu seçmiş, sermaye pazarını özel yasalarla düzenleme ve denetlemeyi uygun görmüştür. Ülkemizde sermaye pazarına ilişkin özel yasa "Sermaye Piyasası Kanunu" olarak 28.7.1981 tarihinde yürürlüğe girmiş, daha sonraki yıllarda sermaye piyasasını düzenleyici KHK ve tebliğler uygulamaya konulmuştur. 

Sermaye pazarları pazar ekonomisinin var olduğu kapitalist ekonomilerde ekonomik sistemin vazgeçilmez bir öğesi niteliğindedirler. Bu pazarların sağlıklı işlemesi, ülke ekonomisine kendi işlevi çerçevesinde katkıda bulunması örgütsel ve yasal düzenlemelerin kusursuz olması kadar ekonominin sağlıklı işlemesine de bağlıdır. Ekonomik ortamın uzun dönemde bireylere güvence vermediği, belirsizlik ve buna bağlı olarak risklerin yüksek olduğu ülkelerde reel varlık yatırımlarının yavaşlaması ile birlikte sermaye pazarlarında canlılık da ortadan kalkmaktadır. Ekonomik bozukluğa bağlanabilen bazı nedenlerle pazarın bir kesimi aşırı canlılık gösterirken diğer kesimi veya kesimleri aktivitelerini kaybedebilmektedirler. Spekülatif işlemler normal pazar işlemlerinin yerini almakta, fınansal varlıkların pazar fıatlarında aşırı inip çıkmalar gözlenebilmektedir.

 Sermaye pazarlarının normal işleyişi, işlemlerin normal koşullarda ve kurallara uygun biçimde olması, ekonominin sağlıklı ve istikrarlı olması ile yakından ilgilidir. Bu genel kurala ek olarak sağlıklı bir pazarın işleyişini sağlayıcı özel koşulların da hazırlanması gerekir. Sağlıklı ve etkin bir pazarın varlığı şu koşulların yerine getirilmesine bağlıdır. 

1. Pazarda fiatlar etkin bir biçimde değişmeler gösterebilmelidir.Bu fıat değişmeleri yeni ve daha iyi mamulleri üretime koyan, ekonomik ve fınansal yapılan sağlam, riskleri yüksek olmayan firmaların pay senetlerinin pazarda prim yapması, etkin yatırım ve üretim yapamayan ve yönetim etkinliği gösteremeyen firmaların pay senetlerinin fiatlarının ise düşmesi şeklinde kendini göstermelidir.

2.  Pazarda bilgi akışı kısıntısız, kesintisiz ve doğru bilgilerin kısa sürede iletilebilmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır. Böylece yatırımcılar pazarla ilgili bilgilere her an sahip olabilmelidirler.

3.  Pazarda alım satım en düşük masrafla gerçekleştirilebilmelidir. Böylece yatırımcılar fınansal varlık satın alırken veya satarken büyük masraflar yapma zorunda kalmadan fonlarını kullanabilmelidirler.

4.   Yatırımcılar rasyonel olmalıdırlar. Fonlarını bilinçli olarak yatırım araçlarına yatırmalı, pazarın koşullarındaki değişmeleri, yatırım kararları alırken etkin olarak yargılayabilmelidirler. Bu konuda, sözlü veya yazılı bilgilenmeden kaçınmamalıdırlar. 

Yukarıda sayılan dört koşulun tam rekabet şartlarında oluşan pazar için vazgeçilmez oldukları bir gerçektir. Bu, öyle bir pazardır ki, tasarruf fonlarının etkin kullanılmasına olanak verir ve böylece tasarrufların ülke kalkınmasını sağlayıcı yatırımlara tahsisini gerçekleştirebilir. Bu koşulların sağlanamadığı bir ülkede ise sermaye pazarlarının ülke ekonomisine büyük yararlar sağlayabileceği kuşkuludur. Örneğin, fınansal   varlık   alım   satım   komisyonlarının   çok   yüksek   olması, yatırımcıları alım satıma karşı isteksiz duruma getirebilir ve sonuçta pazarın hareketliliği kaybolur. Pazarla ilgili bilgilerin doğu, güvenilir ve yeterli olmaması, yatırımcıların yanlış yatırım kararları almalarına veya aracıların sözleri ile yatırım yapmalarına neden olabilir; sonuçta yanlış yatırım kararlarının kötü etkileri bütün pazarı olumsuz etkiler. 

Sermaye pazarlarına geniş açıdan bakmaya çalıştığımaz bu Ayrımda kısa kısa değindiğimiz konuları bundan sonraki ayrımlarda, kitabımızın el verdiği derinlikte inceleme olanağı bulacağız. Burada özet olarak şu hususu söylemek gerekir ki sermaye pazarları ekonomik yaşamın kaçınılmaz bir ögesidirler. Ekonomik koşullardan ve ortamdan soyutlanmaları olanaksızdır. Siyasi otoritenin sermaye pazarlarının işlerlik kazanmaları ve sağlıklı işleyişleri için hukuksal ve ekonomik önlemleri alması büyük önem taşır. Zira sermaye pazarlarının etkin işleyişini sağlamadan ekonominin etkin işleyişini sağlamak söz konusu olamaz. Özellikle gelişme sürecini tamamlamamış ve tasarrufları yetersiz ülkelerde sermaye pazarlarının, yatırımları fınanslamaya yeterli fonların sağlandığı ortam olmaktan da öte, fon birikimini özendiren ve olanaklı kılan bir araç olma niteliği daha da önem kazanmaktadır. 

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005