Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Yunanistan Finansal Krizi

Yunanistan’ın Ateşi Avrupa’yı Yakar mı ?

Özet

1990’lı yıllarda özellikle gelişmekte olan ülkeleri etkisi altına alan finansal krizler 2007  yılından itibaren   ABD ve Avrupa ülkelerini de etkisi altına almaya başladı.   2007’de Amerika’da başlayan bazı  iktisatçıların ‘’U tipi’’ olarak nitelendirdiği, bazı iktisatçıların ise ‘‘L tipi’’ olarak tanımladıkları finansal kriz kısa zamanda Kıta Avrupası’nı da ‘‘bankacılık krizi’’ ya da ‘‘borç krizi’’ adlarıyla etkisi altına aldı ˡ.   Bu makalede ekonomisi son iki yıldır bıçak sırtında giderken bir anda iflası gündeme gelen komşu Yunanistan’da yaşanan sıkıntılar Yunanistan’ın Avrupa Birliği ve ortak para birimi ‘‘Euro’’ projesine geçişi ve bu bağlamda değişen ekonomi politikasının etkileri çerçevesinde incelenmiştir.  Yazının son bölümünde ise Yunanistan’daki krizin Avrupa Kıtasını etkileme olasılığına değinilmiştir.

Yunanistan’daki krizinin diğer krizlerden ( 2008 İzlanda krizi ) önemli bir farkı vardır. Yunanistan krizi bütün Avrupa kıtasını tehdit ederken, bir taraftan da,  2007’de başlayan resesyondan kurtulmaya çalışan ABD ekonomisine doğrudan olmasa bile dolaylı yollardan ağır bir darbe vurmuştur.  Böylesine önemli bir krizin nedenini gazetelerde yazdığı gibi iki ya da üç basit para politikası parametresine bağlamanın doğru olmadığına inanıyorum. Bundan dolayı da krizin nedenini 1992’lerde başlayan Avrupa Birliği sürecinden itibaren daha detaylı irdelemeye çalıştım.

Yunanistan’ın AB’ye Giriş Yılları

Ekonomik, siyasal ve sosyal konularda Avrupalı Devletleri’nin ortak hareket etme niyetleri çok yıkıcı geçen II. Dünya Savaşından sonra başlamıştır. İlk adımlar 1951’de atılmış sonra 1957’de Roma Anlaşması yapılmıştır. 1992’de de adını sıkça duyduğumuz (kriterleri ile ünlü ) ‘‘Maastricht Antlaşması’’ ile Avrupa Birliği’nin kurulması süreci tamamlanmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması da Avrupa ülkelerinin bu birlik projesiyle ilgili daha cesur adımlar atmasını sağlamıştır. Sovyetler Birliği dağıldığında on iki  olan üye sayısını kısa sürede on beş yeni ülke daha katarak, yirmi yediye yükseltilmiştir.

AB projesine başlangıçta zengin ülkeler Almanya ve Fransa çok gönüllü değillerdi.  Fakat ekonominin yanı sıra dış politika, güvenlik ve genişleme konularını da kapsadığından dolayı sonradan ikna olmuşlardır.  1999’da ortak para birimi ‘‘Euro’’ ya geçiş için alt yapı çalışmalarına başlanmış ve 2002 yılında 16 ülke  ‘‘Euro’’ para birimine dahil olmuştur.  Bu ülkelerden birisi de Yunanistan’dır.

1-    ‘‘U Tipi’’ resesyonlarda dip seviyeye ulaştıktan 1-2 sene sonra  ekonomi yükselişe geçmektedir. ‘‘LTipi’’ resesyonlarda ise yükseliş(recovery)  on yıllar almaktadır.  2009 yılında ekonomistlerin üçte biri krizin ‘‘L Tipi’’ bir kriz olduğunu savunurken aralarında kriz kahini Rubbini’ninde bulunduğu üçte iki iktisatçı krizin ‘‘U Tipi’’ kriz olduğunu agresif, efektif, koordineli tedbirler alınması halinde 2010 yılında yükselişin başlayacağını tahmin etmişlerdi ( Dündar, 2009 ).

Yunanistan 2002 yılında Euro’ya adapte olduğunda bundan başlangıçta bazı kazanımlar elde etti.  Taşıt kredileri, konut kredileri yıllık % 15 faiz oranından tek haneli rakamlarda düştü. ( Almanya da tek haneli idi ).   Bu düşük faizli kredi tüketim harcamalarının patlamasına yol açtı.   İlerleyen 7 yılda ekonomi  ortalama % 4,2 büyüdü.  Bu büyüme ithalatı artırırken ( Lüks Alman Otomobilleri, Fransız TV leri ve diğer elektronik aletler gibi )  ihracata yansımamıştır. Hatta ihracat göreli olarak yıllar itibariyle düşmüştür. Yunanistan’ın başlıca ihracat kalemleri;  balık, sebze ve tıbbi malzemelerdir. Bu ürünleri Kuzey Avrupa ve Balkanlara ihraç etmektedir.

Özellikle maliyet artışından dolayı yıllar itibariyle ihracatta istediği performansı sergileyemeyen Yunanistan’da ödemeler dengesi 2000 yılında 9,82 milyar dolar açık verirken,  2008 yılında 51,2 milyar dolara kadar yükselmiş, 2010 yılında bu açık 31,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir (www.economywatch.com/economicstatistics/Greece/Current_Account_Balance_US_Dollars/).

Avrupa Birliği projesinin ana temalarından biri de birlikte bulunan ülke halklarının refah düzeylerinin artırılması idi. Bu temanın etkisi ile Yunanistan’da ücretler hem kamuda hem de özel sektörde ücretler sürekli artırılmış ( 7-8 yılda % 200 civarında artış yapılmıştır ) sonuç olarak enflasyon Almanya ve Fransa’dan daha yüksek düzeye gelmiştir.  Düşük faiz oranları kamu harcamalarını da artırmış kamunun işe alımları 7 yılda % 15 oranında artmıştır. Yunanistan AB üyeliğine 2001 yılında kabul edildiğinde kamu borcunun GSYİH’ya oranı  % 101,5 idi. ( Maastricht kriterlerine göre maksimum % 60 olmalı,  yani 2001 yılında da bu oran yüksekti )

Yunanistan’da AB sürecine girme ile başlayan ekonomideki pozitif hava yıllar itibariyle ‘‘ikiz açık’’ dediğimiz cari açık ve bütçe açığı'nın tehlike sinyali verdiği 2008 yılına kadar sürmüştür. 2008 yılından günümüze gelen olumsuz hava, umudunu IMF ve Avrupa Birliği kurtarma paketlerine bağlamış Yunanistan da her geçen gün biraz daha kararmaktadır. 

Şöyle ki; 2010 sonu itibariyle 305 milyar dolarlık bir gayri safi yurt içi hasılaya sahip olan Yunanistan’da,  2011’in  Mart ayı sonu itibariyle işsizlik % 15 oranında gerçekleşmiş, cari açıkta GSYİH’nın % 10,4’üne ulaşmıştır. Bütçe açığı yukarıda bahsettiğimiz gibi % 12,7 ler civarında gerçekleşmiştir. (Maastricht Kriterleri”ne göre Euro Alanında bulunan ülkeler için  öngörülen % 3 tür ). Bu rakamların piyasaya yansımasına gelince; 2010 yılında 50.000 iş yeri kapanmıştır. Altı işçiden biri işten çıkarılmıştır. İş piyasasına yeni giren gençlerin % 40’ı iş bulamamıştır (http://www.guardian.co.uk/world/2011/jul/31/greece-debt-crisis-how-bad ).

Yunanistan Ekonomisi Neden Sıkıntıya Girdi ?

 Yunanistan’da ihracat gelirlerinin azaldığına, ithalatın yükseldiğine ve cari açığın arttığına yukarıda değinmiştik. Ödemeler dengesinde diğer iki gelir kalemine baktığımızda bunlardan biri;  turizm geliri diğeri de liman gelirleridir. Maliyet artışından dolayı turistlerin Türkiye ve Tunus gibi ülkeleri tercih etmesi sonucu turizm gelirleri düşmüştür.

Yunanistan limanları son 10 yılda önemini yitirmeye başlamıştır. Yunanistan’ın 2. Büyük şehri Thessaloniki’nin Belediye Başkanı Yiannis Boutaris  Fortune dergisine verdiği röportajda  Yunanistan’ın Liman gelirlerinin düşmesini şu nedenlere bağlamıştır;   Büyük deniz taşıma şirketlerinin seyahatlerinin Yunanistan’da başlaması ya da bitmesi imkansız hale gelmiştir bunun nedeni kanun gereği en az % 20 Yunan denizci çalıştırma zorunluluğudur.                                                                              Yunan denizciler diğer ülkelerdeki meslektaşlarına nazaran çok yüksek maaş alıyorlar. O yüzden büyük hatlar Cenova, Haifa ya da İstanbul’da başlamakta ya da bitmektedir².

Yunanistan’daki en önemli sorunlardan biri de devletin vergi toplamadaki yetersizliği idi.  2005 – 2006 yıllarında vergi kaçırma maksimum seviyelerine ulaştı.   Jason Manolopoulous’un ‘‘Greece’s Odious Debt’’ isimli kitabında Atina’da yaşayan 151 doktordan  34 tanesinin yıllık gelirini 10.000 Euro beyan ettiğini, 30 tanesinin 20.000 euronun altında kazandığını, yalnızca 11 tanesinin  100.000 euro kazandığını beyan ettiğini belirtmektedir.  IMF’nin raporuna göre serbest meslek mensuplarının % 70’ i gelirini vergi diliminin altında olarak beyan ediyorlar ve  vergi ödemiyorlar.  Yani hükümet sadece dolaylı vergilerden medet umuyor örneğin restoranlarda KDV % 13’den % 23’e çıkarılmış durumda (http://www.guardian.co.uk/world/2011/jul/31/greece-debt-crisis-how-bad ).

Yunanistan’ın kamu harcamalarının GSMH ya oranı 1980’de % 30, 1990’da % 51 2009’da ise % 114’e yükselmiştir. Diğer taraftan vergi gelirlerinin GSMH’a oranı ise 1980’de % 27,   1990’da % 32, 2009’da ise % 37,3’e yükselmiştir.  Bütçe açığının büyüyüp 2009’da % 13’e yükselmesinin başlıca nedeni budur.

Yunanistan’ın dış borcuna gelince ( kamu ya da özel sektörün ülke dışına ödemesi gereken toplam borç )    1980’de 4,4 milyar dolar, 1990’da 22 milyar dolardır dış borç  2009’da 594 milyar dolara yükselmiştir.   Dış borcun GSMH’ya oranları ise sırasıyla şöyledir; 1980’de yüzde 12, 1990’da yüzde 33, 2009’da ise yüzde 175’dir. (Ersoy, 2010 )

Kim Hatalı ? Yunan Hükümeti mi,  AB Yönetimi mi ?

Yunanistan’da ikiz açıklarda özellikle vergi toplamadaki beceriksizliği ile bütçe açığına ve lüks malların ithalatının yükselmesinin neden olduğu cari açığın yükselmesine ihracatı artırarak ya da ithalatın bu kadar hızlı artmasına engel olarak müdahale edemediğinden dolayı Yunan hükümeti hatalıdır.   Öte yandan İhracat, turizm ve liman gelirlerinin azaltılmasında ifade edilen rekabet gücündeki azalma ve verimliliğin düşüşü Yunan halkının tembelliğinden kaynaklanmaktadır demek doğru olmaz.

2-Yiannis Boutaris – 69 yaşında Thessaloniki ( Yunanistan’ın 2. Büyük şehri ) belediye başkanı, politikaya atılmadan önce iş adamı idi. Ülkenin en büyük şarap üreticilerinden. Fakat politikacılığı conservative, Komunist Parti üyesi.  Fortune September 2011, Number 12  ‘‘Will Europe come tumbling down’’ by Shwan Tully

Çünkü Avrupa Birliği Bölgesi’ndeki en uzun yıllık çalışma süreleri Yunanistan’dadır. Son yıllardaki verim artışı Almanya’nın iki katıdır. Fakat ücretlerin verim artışından fazla olması maliyetleri artırmıştır.  Euro bölgesi üyesi olduğu için rekabet gücündeki düşüşü döviz kurunu ayarlayarak                      ( devalüasyonla ) çözememektedir.  Yani bazı iktisatçılara göre Yunanistan’ın ( ayrıca Portekiz, İspanya ve İrlanda’nın ) dış ticaret açıkları ile Avrupa Birliği’nde yer alan Almanya gibi bazı ülkelerin dış fazla vermesini  birlikte değerlendirmek gerekmektedirᶟ. 

Cari açığın yarattığı kırılgan finansal zemindeki  spekülatif ataklar da Yunanistan’ın borçlanma faizlerini oldukça yükseltmiş ve borcu ödenemez hale getirtmiştir ( Aslında bu tablo 1990’lı yıllarda gelişmekte olan bir çok ülkede yaşanan krizlerle benzerlik arz etmektedir ).  
Almanya ise, ücret hareketlerini, iç talebi sınırlamıştır yani az enflasyonlu bir politika izlemiştir. Cari fazla sonucunda kendi ülkesindeki işsizliği % 6’lar seviyesinde tutmuştur.

İlerleyen Dönemde Görülmesi Muhtemel Sıkıntılar ve Çözüm Arayışları

Euro Bölgesi ve IMF geçen yıl Yunanistan için 110 milyon Euoro’luk paket hazırlamıştı. Temmuz 2011 de aynı ölçekte  başka bir paket için ‘‘troyka’’  yine söz verdi ( 2013 ün ortalarına kadar ).  Troyka Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ( ECB ) ve Uluslar arası Para Fonu ( IMF ) üyelerinden oluşan bir kuruldur.  Troyka bu ikinci paketi belirli bir program karşılığında devreye sokacak.   Özetle bu plana göre Yunanistan  borcunu ödeyebilmek için  sert,  katı,  acımasız  reformlar listesi uygulayacak.

AB Yunanistan'a yapılacak yardımı, söz konusu yardıma karşı olan Finlandiya, Almanya ve Hollanda gibi ülkeler nezdinde meşrulaştırmak için, Yunanistan'dan yardım karşılığında kamu harcamalarının yüzde 10 oranında azalmasını,  kamu çalışanlarının maaşlarından üçte bir oranında kesinti yapılmasını ve 50 milyar euro’luk özelleştirme gerçekleştirilmesini şart koşuyor.  Finlandiya pakete dahil olmayı teminat almak karşılığı ile kabul ediyor. Yunan basını ve halkı bu istekleri öğrenince ciddi şekilde tepki göstermiştir. Elefterotipiya gazetesi ‘‘50 milyara satılık’’ başlığıyla verdiği haberde "Küstah üçlü, çıkarcılığa alışmış emekçilerden söz ederek, zor yıllar geçireceğimizi açıkladılar" ifadesine yer vermiştir (http://www.dunya.com/troykanin-talepleri-yunanistani-karistirdi_114128_haber.html ).

3-Almanya’da 2011/03 itibariyle işsizlik % 6,3 ve GSYİH’ya göre % 5,3 cari fazla varken, İspanya’da % 20,7 işsizlik % 4,5 cari açık, Portekizde % 12,4 işsizlik %9,9  cari açık bulunmaktadır.

4- IMF ve ECB’nin  yapılandıracağı borçlarla Yunanistan’a nefes aldırıp kurtarıcı gibi görünmesi manzarasını  1990-2000’li yıllarda ülkemizde de görmüştük.  O dönemlerde düşük faizli kredi alabilmek için IMF ile yapılan stand-by antlaşmalarının  aslında ülkeyi borç sarmalından çıkaracak kalkınma modellerinin önündeki en büyük engel olduğu sonraki yıllarda  fark edilmiştir. Özellikle 2001 finansal krizinde spekülatif ataklar ve kısa vadeli sermaye çıkışları ülkemizde de gecelik faizler rekor seviyelere yükselmiştir.

Troyka’nın talep ettiği  koşullar Başbakan Papandreu  tarafından meclisten geçirilemedi. İktidar partisinin meclisteki çoğunluğu, kesinti paketinin detayları duyuldukça ve tepkiler arttıkça, azaldı. Başbakan muhalefetteki Yeni Demokrasi Partisi'ne ulusal birlik hükümeti kurmayı teklif etti, olumlu yanıt alamadı.  Yerine geçecek hükümetin tasarruf önlemleri paketini imzalaması şartıyla istifa etmeyi önerdi, boşalacak göreve talip çıkmadı. Yani olayın iki tarafı var birisi AB ve IMF’yi bu paketi vermeye ikna etmek, diğeri ise bu paketi almaları karşılığı yapması gerekenleri yapmaya Yunan halkını ikna etmek.  

Bu Paket Başarı Getirir mi ? Yoksa Yunanistan’daki Ateş Avrupa’yı Yakar mı ?

Yunanistan Kıta Avrupası için çok büyük bir ekonomi değil. Kurtarılması zor bir ekonomi de değil. Ancak Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunun aşırı borçlu olması Yunanistan’daki alevin bütün kıta Avrupası’na yayılacağının sinyalini veriyor.  Özellikle İtalya ve İspanya ekonomisinin krize girme olasılığının çok yüksek oluşu birliğin en güçlü iki ekonomisi Fransa ve Almanya’yı düşündürüyor.

Bu panik hali sonucunda  küresel  emeklilik fonları, sigorta ve bankalar  İspanya ve İtalyan bonolarının fiyatını düşürerek elden çıkarmışlardır.

Eğer Avrupa bankaları likidite darlığına ( liquidty crunch )  girmezse bile ellerindeki yabancı bonoların değer yitirmesinden dolayı sermayeleri eriyecek bu da  borç vermelerinin önünde engel teşkil edecektir.  Bu kredi tıkanıklığı, faizlerin tahminlerden fazla artacağı gerçeği  Avrupa’yı ciddi anlamda resesyona sürükleyecektir.   Bu da ihracatının % 21’ini Avrupa’ya yapan  ABD’nin resesyondan çıkışını zora sokacaktır. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim Yunanistan’dan başlayan ateş Avrupa’yı yakmazsa bile bir hayli ısıtacağı kesin.

Kaynak; Şahap Güven

Kaynaklar

1      DÜNDAR Durmuş,  ‘‘Resesyon Dönemleri ve Türkiye’’,  İstanbul Kültür Üniversitesi, 2009

2-    ERSOY Ömer  ‘‘AB nin Yunan Krizi’’,20.04.2010  http://www.sde.org.tr/tr/haberler/977/abnin-yunan-krizi.aspx )

5-2000’ li yıllarda finansal piyasaların çok büyümesi ve kısa vadeli sermaye hareketlerin yoğunlaşmasından dolayı küresel ekonomideki bir kriz diğer ülkeyi de kolaylıkla etkisi altına almaktadır. Avrupa’da ekonomisi sıkıntıda olan İtalya’nın krize girmesi İtalyan bonolarının % 45’ini elinde tutan Fransız bankalarını sıkıntıya sokacaktır.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005