Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Planlı Kalkınma Dönemi, Planlı Ekonomi Dönemi 

Planlı Döneme Geçiş 

Mayıs 1950'de ülkenin yönetimini ele alan Demokrat Parti ve Başbakan A. Menderes, on yıl sonra yine Mayıs ayında Silahlı Kuvvetlerin müdahalesiyle görevden uzaklaştırılmıştı. 27 Mayıs 1960 günü saat 5:15'te müdahaleye katılan silahlı kuvvetler adına Alb. Alparslan Türkeş'in radyodan okuduğu tebliğin ilk cümlesi şöyleydi: 

"Bugün Demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleket i-daresini ele almıştır." Planlı Dönemde 

O zamanki deyiş ile "27 Mayıs İnkılabı"mn ertesi günü ha­zırlanan "Anayasa Ön Projesi Hazırlama Komisyonu"nun rapo­runda olayın "adi bir hükümet darbesi" olmadığı ileri sürülerek, şu gerekçe ortaya konuluyordu: 

Hukuk, adalet, ahlâk, amme menfaati ve hizmeti fikrini temsil etmesi gereken siyasî kudret, senelerden beri bu vas­fını kaybetmiş, zümre menfaatini temsil eden maddî bir kudret, Devlet ise ihtiras ve nüfusun tahakkuk vasıtası haline getirilmişti." 

Askerî yönetimin "27 Mayıs İnkılap Hareketi Niçin Yapıldı? " adını taşıyan 8 Temmuz 1960 tarihli açıklamasının "plansız bir yatırım politikası ve suiistimaller" başlıklı ikinci kısmında eko­nomik durum şöyle eleştiriliyordu: 

"Düşük iktidarın takip ettiği iktisadi ve mali politika maalesef memleketi mali bir uçuruma sürüklemiştir. Her iktidar memleketin kalkınması için çalışmak ve eserler meydana getirmek mevkiindedir. Ancak bu kalkınmanın herşeyden evvel bir plana, bir hesaba dayanması gerekir. Eski iktidarın (Görülmemiş kalkınma) diye vasıflandırdığı kalkınma hiç bir plan ve hesaba istinat etmiyordu. " 

İhtilali gerçekleştiren askerlerin oluşturduğu "Milli Birlik Komitesi" sivil bir Hükümet oluşturdu. Örneğin maliye müfettişi Ekrem Alican Maliye Bakanlığına, Menderes'e karşı çıkma cesa­retini göstermiş olan Odalar Birliği Genel Sekreteri Cihat İren Ticaret Bakanlığı'na, Muhtar Uluer Sanayi, Daniş Koper Bayın­dırlık, Selim Sarper Dışişlerine atandı. Hükümet önce tüm kamu yatırımlarını durdurdu. Sonra Maliye Bakanlığı Müsteşarı Sait Naci Ergin'in başkanlığında kurulan komite bir değerlendirme çalışması yaptı ve ülke kalkınmasında önceliklerin belirlenmesi çalışmalarını yapmak üzere "Planlama Örgütü" kurulmasını Hü­kümete önerdi. Aynı günlerde DP döneminde yapılan yolsuzlukları incelemek için "Tahkikat Heyetleri" kuruldu. 

27 Mayıs 1960 sonrasında asker ve sivil yöneticilerden yansı­yan ortak görüşe göre ülkenin kalkınması belli planlar çerçevesin­de yürütülmeliydi. Bunun gerçekleşmesi, yani "planlama" amacı­nın yürürlüğe konulabilmesi için de bir "teşkilat" (örgüt) kurul­malıydı. Bu nedenle olacak ki, Devlet Başkanı Cemal Gürsel "înkılap"tm hemen sonra, Hollanda'lı Prof. Tinbergen ile başlatılan ortak çalışmaların sürdürülmesini istemişti. Biliyoruz ki OECD'nin istek ve tavsiyeleri doğrultusunda 1959 yılının sonuna doğru A. Menderes Hükümeti J. Tinbergen ve yardımcısı Koopman ile işbirliği yaparak "planlama" çalışmalarını yürütmek üzere Elektrik İşleri Etüd İdaresi içinde bir çalışma grubu oluştu­rulmuştu. Prof. Tinbergen 6 Nisan 1960'ta Ankara'ya gelmiş ve ilk görüşmelerini yapmıştı. Hükümet bu çalışmaları üniversiteler ve öğretim üyelerinden uzak tutmuş ve görevli yerli ve yabancı uz­manların da ilişki kurmasına izin vermemişti. Ekonomi Tarih 

Tersine 27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren "planlama" ve planlama teşkilatının kurulması çalışmaları kamuoyuna açılmış ve üniversitelerle tam bir işbirliğine girişilmişti. Konu, planlama ör­gütünün kuruluş ve işleyişini belirleyecek yasa tasarısını hazırla­maktı. Çalışmaları yürütmek üzere ilk Hükümet'te Devlet Bakanı olan Prof. Şefik İnan görevlendirilmişti. Bakan İnan, Prof. Muhlis Ete başkanlığında bir kurul oluşturarak bir tasarı hazırlatmıştı. Bakanlık içinde yapılan çalışmalardan ve hazırlanan tasandan memnun kalmayan iktisat eğitimi görmüş Kur. Alb. Şinasi Orel ve arkadaşları karşı bir tasarı hazırladılar. "Millî Birlik Komite-sf'üyesi ve Başbakanlık müsteşarı Alb. Alpaslan Türkeş'in yardı­mıyla "Orel Tasarısı", Bakanlar Kuruluna sunuldu. Sunuş toplantı­sında Türkeş ve Orel yanısıra, A. Karaosmanoğlu ile Nur Yalman da uzman olarak bulundu. Bakanlar Kurulu, Bakan Şefik İnan'm muhalefetine rağmen tasarıyı oyçokluğu ile onayladı. Bakan İnan Hükümetten istifa etti. Yasama yetkisini kullanan Millî Birlik Ko­mitesi tarafından da kabul edilen tasarı yasalaşmış oldu. Devlet Planlama Teşkilatı'nın kuruluşu ve görevlerini belirleyen 91 sayılı bu yasa Ekim 1960'tan itibaren uygulamaya kondu. Böylece askerî yönetim, bugün kırk yıllık bir deneyime sahip Planlama Teşkila­tı'nın temelini atmış oldu. 

Ayrıca, Odalar Birliği bünyesinde faaliyet gösteren Türk Standartları Enstitüsü 22 Kasım 1960 tarihli 132 sayılı yaşa ile tüzel kişiliğe haiz, özel hukuk hükümlerine göre yönetilen, bir kamu kurumu haline getirildi.

DPT'nin kurulmasını sağlayan 91 sayılı .yasa Teşkilata şu gö­revleri vermişti:

1) Memleketin tabii, beşeri ve iktisadi her türlü kaynak ve im­kanlarını tam bir şekilde tespit ederek takip edilecek iktisadi ve sosyal politikayı ve hedefleri tayinde Hükümete yardımcı olmak.

2) Muhtelif bakanlıkların iktisadi politikayı ilgilendiren faali­yetlerinde koordinasyonu temin etmek için tavsiyelerde bulunmak ve bu hususlarda müşavirlik yapmak;

3) Hükümetçe kabul edilen hedefleri gerçekleştirecek uzun ve kısa vadeli planları hazırlamak;

4) Planların başarı ile uygulanabilmesi için ilgili daire ve mü­esseselerle mahalli idarelerin kuruluş ve işleyişlerinin ıslahı husu­sunda tavsiyelerde bulunmak;

5)  Planın uygulanmasını takip etmek, değerlendirmek ve ge­rekli hallerde planda değişiklikler yapmak;

6) Özel sektörün faaliyetlerini planın hedef ve gayelerine uy­gun bir şekilde teşvik ve tanzim edecek tedbirleri tavsiye etmek. 

Görülüyor ki, DPT'nin yasama ve yürütme yetkisi yoktur. Hü­kümete, yasasında belirtilmiş konularda danışmanlık etmekle gö­revliydi. 1961 Anayasası, 41. maddesinde "kalkınma planlan" yapma görevini Devlete verirken 129. maddesinde de DPT'yi ana­yasal bir kuruluş haline getirmişti.

91 sayılı yasanın 3. maddesi DPT'nin "Yüksek Planlama Ku­rulu" ile Merkez Teşkilatından oluştuğunu belirtmekteydi. Yasa'nın 4. maddesi Yüksek Planlama Kurulu'nun oluşum ve görevi­ni şöyle tanımlamaktaydı: YPK, Başbakan (veya yardımcısı) Ba­kanlar Kurulunca seçilen üç bakan, Planlama Müsteşarı, İktisadi Planlama Daire Başkanı, Sosyal Planlama Daire Başkanı ve Koor­dinasyon Dairesi Başkanından meydana gelir. Kurulun görevi: "İktisadi sosyal politika hedeflerinin tayininde Bakanlar Kuruluna yardımcı olmak ve hazırlanacak planları Bakanlar Kuruluna su­nulmadan önce belirlenen hedeflere uygunluk ve yeterlilik derecesi yönünden incelemektir." 

DPT'nin örgüt şeması şöyle düzenlenmişti: Başta bir Müsteşar ve ona bağlı İktisadi Planlama Dairesi Başkanlığı, Sosyal Planlama Dairesi Başkanlığı ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı olmak üzere üç daire başkanı. Her daire içinde konulara göre uzmanlaş­mış şubeler ve komisyonlar öngörülmüştü. İlk Müsteşar Kur. Alb. Şinasi Orel ve ilk daire başkanları sırasıyla şöyleydi: Dr. Atilla Karaosmanoğlu, Dr. Necat Erder ve Osman Nuri Torun. Otuz yıl sonra 91 sayılı yasa 3701 sayılı ve 6.3.1991 tarihli yasayla yürür­lükten kaldırılmış ve DPT'nin örgütlenmesi yeniden düzenlenmiş­tir. 

Dönemin sayılan ve sevilen iktisatçıları, Prof. Sadun Aren ile Doç. Dr. Sencer Divitcioğlu "solcu" sayıldıklarından göreve uygun bulunmadılar. Ve Doç. Dr. N.Bengül hasta olduğu için görevi ka­bul etmeyince, Müsteşar Ş. Orel tarafından S.B.F. asistanı olan Dr. Atilla Karaosmanoğlu .(27 yaşında) İktisadi Planlama Dairesi baş­kanlığına getirildi. Karaosmanoğlu göreve başladıktan sonra Siya­sal Bilgiler ve İstanbul İktisat Fakültesi'ndeki meslektaşlarının büyük çoğunluğundan yakın destek gördü. Ayrıca 1960, 1961 ve 1962 yıllarında askerlik hizmetini yapan bazı iktisatçı öğretim üyeleriyle teknokratlar da Planlama Teşkilatına aktarılmışlardı. Örnek olarak Doç. Dr. Demir Demirgil, Dr. A. Nejat Ölçen, Sü­leyman Demirel ve Turgut Özal sayılabilir. 

Demokrat Parti döneminin son yıllarında üniversite öğretim elemanlarının ülke sorunlarıyla ilgili yazılı ve sözlü görüş bildir­meleri sert tepki görüyordu. Ülke ekonomisini makro düzeyde veya sektör düzeyinde inceleyen bilim adamı veya bilimsel yayın bulmak mümkün değildi. Kuramsal düzeyde bile "kalkınma" ve "planlama" konularında çalışmış iktisatçı sayısı 3-5 kadardı. Dev­let kuruluşları ve memurları tarafsızlıklarını koruyamadıkları için özellikle resmi veya yarı resmi nitelik taşıyan istatistiklere güven­mek mümkün değildi. Devlet İstatistik Kurumu, uzmanlarının iyi niyetine rağmen, Hükümet'in eğilim ve istekleri doğrultusunda istatistik üretmek zorunda bırakılmıştı. Kısacası ilk plancılar önce­likle ulusal ve sektör düzeyinde veri üretmek, ekonominin bir en­vanterini çıkarmakla işe başladılar. 

Demirel askerlik hizmetinden sonra kamuya dönmeyerek ser­best müteahhit olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde ünlü Ameri­kan inşaat şirketi Morisori'un Türkiye temsilciliğini yaptı.

DPT örgütlenmesini, çalışma düzenini ve kadrolaşmasını ta­mamladıktan sonra "Plan Hedefleri ve Stratejisi"m hazırlayıp Haziran 1961'de Yüksek Planlama Kuruluna sundu. Bu ilk kurulda şu üyeler vardı: Başbakan yardımcısı General Fahri Özdilek, Mali­ye Bakanı Kemal Kurdaş, Sanayi Bakanı İhsan Soyak, Tarım Ba­kanı Osman Tosun, Şinasi Orel, A. Karaosmanoğlu, N. Erder ve Osman N. Torun. Kurul'un önerisi Bakanlar Kurulunda 30 Hazi-ran'da kabul edilmiş ve 5 Temmuz 1961 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. İktisat Tarihi Ders Notları 

Bu metinden esinlenerek Türk planlama modelinin temel özellikleri başlıklar halinde şöyle sıralanabilir:

— Demokrasi düzeni için de kalkınma planı yapılacak.

— Onbeş yıllık perspektif içinde 5 yıllık planlar hazırlanacak,

— "Karma Ekonomi Düzeni" içinde plan kamu sektörü için emredici, özel sektör için özendirici nitelikte olacak.

— Yıllık büyüme hızı hedefi plan döneminde %7 olacak... 

Birkaç gün sonra seçmenlerin %81'inin katıldığı ve %61,5'inin kabul oyu verdiği halk oylamasıyla (9 Temmuz) yeni Anayasa yani "1961 Anayasası" yürürlüğe girmiş oldu. Bu anaya­saya uygun olarak hazırlanan seçim yasasıyla 15 Ekim 1961'de "Genel Seçimler" yapıldı. 450 Milletvekilinin partilere dağılımı şöyle oldu: Adalet Partisi 158, CHP 173, YTP 65, CKMP 54. Bu sonucun gereği olarak CHP genel başkanı İsmet İnönü CHP-AP koalisyonuna dayanan Hükümeti kurdu. 

Kamu kesimi kaynak yetersizliğiyle karşı karşıya bulundu­ğundan devlet bütçesi açık veriyor kamu kuruluşları yatırım yapa­mıyordu. Diğer yandan zaman ve olanaklar sınırlı olduğundan "Birinci Beş Yıllık Planı"nm hazırlığını tamamlayabilmek için 1962 yılı "geçişyılı" sayıldı. Bir yıllık "program" hazırlanıp yü­rürlüğe kondu. Ve 1962 yılı içinde Birinci Plan hazırlıkları teknik ve mali yönden tamamlandı. Fakat iç kaynak yetersizliği sorunu aşılamada. 1961 yılı başında çıkarılan 223 sayılı yasayla oluşturu­lan "cebri borçlanma sistemi"^ "Tasarruf Bonosu" karşılığında halktan 10 yıl vade ile borç alınıyordu. Gelir ve servet vergisi yü­kümlülerinden    %3    oranında    kesinti    yapılıyordu.     Sistem 26.6.1972'de yürürlüğe giren 1598 sayılı "Mali Denge Vergisi" yasasıyla son buldu. 

Devlet Başkanı Cemal Gürsel'in isteği üzerine Eskişehir De­miryolları Cer Atölyesi 'nde, 1961 yılında "DEVRİM" adıyla ilk yerli otomobilden 4 tane üretildi. Sadece distribütör ve karbüra-törleri ithal edilmişti. Çok pahalıya geldiği için üretimi durduruldu.

30 Ekim 1961'de imzalanan Türk-Alman Anlaşması ile 1962 yılından itibaren işçi göçü başladı. Bu olgu Türk ekonomisine yepyeni bir ekonomik boyut kazandırırken, Ülkeye yeni ve önemli bir döviz kapısı açmış ve işsizliğin azalmasını sağlamıştı. 

Birinci Plan'in finansmanı açısından bir "vergi reformu" ta­sarısı hazırlanması için Prof. Dr. Lord Kaldor davet edilmişti. Kaldor raporunda özellikle tarımda vergi yükünün artırılması ve yaygınlaştırılmasının önemi üzerinde ısrarla durmuştu. Bu görüş Hükümet içinde ve kamuoyunda tutucu çevrelerin tepkisine yol açtı. Maliye Bakanı Ferit Melen plancıların ve Kaldor'un önerile­rine karşı çıkarak alternatif bir tasarı hazırlattı. Plancılar %7 bü­yüme hızının tutturulabilmesi için vergi ve KİT reformlarını zo­runlu görüyorlardı. Bu zorunluluğu siyaset adamlarının görmediği­ni anlayan müsteşar Orel istifa etti. Yerine O. Nuri Torun getirildi. Kısa bir süre sonra, Maliye Bakanı ile anlaşmazlığa düşen DPT üst yöneticileri birlikte istifa ettiler. Maliye Bakanı Ferit Melen'in ısrarlı tavsiyesi üzerine Müsteşarlığa Maliye Bakanlığı Hazine Genel Müdürlerinden Ziya Müezzinoğlu atandı. DPT'nin yeni kadrosunda iktisatçı ve teknokrat olarak: Dr. Atilla Sönmez, Dr. Besim Üstünel, İsmail Ertan, Baran Tuncer, Lütfullah Tanker, Ülkü Eğeci gibi isimler görev almıştı. Hazine Genel Müdürlüğü ve Milletlerarası İktisadi İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği'ne Memduh Aytür getirilmişti. 

Birinci Beş Yıllık Plan'in hazırlıkları tamamlandıktan sonra uluslararası kuruluşların temsilcilerinin de katılmasıyla bir "Plan Kollokyumu" yapıldı. Türk plancıları bu toplantıdan sonra OECD, Dünya Bankası, AID, IMF, FAO gibi kuruluşların doğrudan olma­sa bile dolaylı desteğini kazandı. Bu açıdan yeni müsteşar iç kay­nak yetersizliğine rağmen dış kaynak bulmakta güçlük çekmedi. 1963-1967 yıllarını kapsayacak biçimde hazırlanan ve 1 Ocak 1963'te yürürlüğe giren plan Türkiye'nin İlk Beş Yıllık Kalkınma Planı'dır.

Plan'ın 21 Kasım 1962'de Meclis'in onayından geçtiğini ha­tırlarsak, demek ki, 1962 yılı içinde hazırlanmıştı. Plan kitabının "Giriş "inde "Türkiye demokrasi düzeni içinde planlı kalkınma dönemine girmiştir" denildikten sonra o günkü Türkiye'nin resmi şöyle çizilmektedir: 

"Büyük kütleler çok kötü şartlar içinde ve uygarlık a-raçlarından yoksun olarak yaşamaktadır. Okuma yaşında bulunan ve bu yaşı aşmış olanların %60 'ı okuma yazma bilmemektedir. Köylerin %53'ü, kasabaların %55'i içme suyundan yoksun veya yeteri kadar içme suyu bulamayacak durumdadır. Nüfusun %69 'u elektrikten yararlanamamak­tadır. Doğan her 1000 çocuktan 165'i bir yıl içinde ölmek­tedir. Nüfusun %2,5'i veremlidir. Buna karşılık 4000 kişiye bir doktor düşmektedir. Şehir konutlarının %30'u oturula­mayacak durumdadır. En büyük üç şehirdeki nüfusun %30'u tek odalı evlerde yaşamaktadır. Gecekondularda ya­şayan insan sayısı 1.2 milyondur." 

Sosyo-ekonomik yapıdaki bu olumsuz koşullar yanında, de­mokrasinin tıkanması sonucu temel hak ve özgürlükler askıya a-lınmış ve azınlığın çoğunluğu baskıyla yönetmeye kalkması sonu­cu, ülke siyasal çalkantıların içinde kalmıştı. Bu açıdan 1961 Ana­yasası ile Türkiye "sil baştan " diyordu.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü

Since 2005