Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Osmanlı Devletinde Dış Ticaret 

Ülkeler arasında politik, ekonomik, taşımacılık, sigortacılık, haberleşme vb. alanlarda çok çeşitli ilişkiler mevcuttur. Ancak, bu ilişkiler arasında en canlı ve kalıcı olanlarından birisi, kendisini mal alım ve satımı şeklinde gösteren ticari ilişkilerdir. Başlangıcında sadece mal alım- satımı olarak kendisini gösteren dış ticaret, politik ve teknolojik gelişmelerin de yardımı ile ekonomik ilişkiler haline dönüşmüştür. 

Dış t icaret, Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal ve iktisadi tarihinde çok münakaşa edilen bir mevzudur. İmparatorluğun iç ticareti ve Mısır, İran ve Hindistan’la olan ticareti ise tamamen ihmal edilmiştir. Halil İnalcık’a göre bunun nedeni, Avrupalı tüccar ve diplomatların İmparatorluğun batı ile ticareti hakkında çok sayıda rapora sahip olmasıdır. 

Alkin’e göre, Türkiye’nin dış ticareti ile ilgili sorunları, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde belirmeye başlamış, kapitülasyonların kabulü ve batı Avrupa ülkelerinde sınai devrimin hızlanması ile bu sorunlar çözülemez bir görünüm almıştır. 

Tanzimat’tan önce Osmanlı İmparatorluğu’nun dış ticaret politikası, ülkede mal bolluğu ve ucuzluk sağlamak amacıyla, ithalatı teşvik edici, ihracatı kısıtlayıcı bir uygulamaya dayanıyordu. İhracat bir taraftan daha yüksek oranda vergilendirilmekte, öte taraftan bazı mallara ihraç yasağı konmaktaydı. 

Kapitülasyonların da desteklediği, ithalatı teşvik edici dış ticaret politikası yanında, 1838 tarihinde İngiltere ile yapılan Balta Limanı Sözleşmesi ve bunu takiben Fransa ve diğer Avrupa Ülkeleri ile yapılan benzer sözleşmeler ile Osmanlı Devleti, gümrükleri üzerindeki egemenlik hakkından vazgeçmek ve yabancılara, Osmanlı uyruklulara nazaran sayısız ayrıcalıklar tanımak suretiyle engelsiz bir dış ticaret rejimi geliştirmiştir. Böylece Osmanlı ekonomisi gelişen Avrupa sanayi için açık pazar haline gelmiştir.

Osmanlı dış ticaret istatistikleri 1878 yılından itibaren tutulmaya başlamıştır. Bu tarihten önceki verilere ulaşmak için Osmanlı kaynakları yeterli gelmediğinden Pamuk, Osmanlı’nın ticaret yaptığı yabancı ülkelerin kaynaklarına başvurarak 1830 yılından sonraki dönemi içeren yeni bir döküm yapmıştır. 

19. yüzyılda Osmanlı dış ticareti daha önceki dönemlerde görülmemiş boyutlarda büyümüştür. Ancak dış ticaretin genişlemesinin yüzyıl boyunca aynı tempoda sürmediğini de vurgulamak gerekir. 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, dış ticaret alanında, en önemli ilişkilerin Avrupa ülkeleri ile kurulduğu görülmektedir. 

19. yüzyıl dış ticaretini incelemeden önce, ticaret tarihine damgasını vuran, 1838 tarihinde İngiltere ile imzalanan ticaret antlaşmasına değinmek gerekiyor. Bu yüzyılda İngiltere dışında Fransa, İtalya, Rusya, İspanya, vb bir çok ülke ile ticari antlaşmalar imzalanmıştır. Ancak konunun dağılmaması açısından ve içeriği itibari ile de Osmanlı ticaret hayatını en çok etkileyen antlaşma olan 1838 tarihli Balta Limanı Ticaret Antlaşmasına değinilecektir. Ardından da ihracat ve ithalata ilişkin veriler incelenecektir. 

1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması 

16 Ağustos 1838 tarihinde İngiltere ile bir ticaret antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmayla İngiltere, kapitülasyon düzeninde sahip olmadığı ayrıcalıklar elde ediyordu. 

Gülbahar, 1838 Ticaret Antlaşması'na verilen önemin, yaygın kanaate göre, bu antlaşmayla İmparatorluğun, kitlesel üretimin avantajlarının bir sonucu olarak ucuz ve kaliteli ürünlerine pazar arayan İngiltere'nin açık pazarı haline gelmesi ile ilişkili olduğunu ifade etmektedir.

Issawi’ye göre ise 1838 Antlaşması, I. Dünya Savaşına kadar süren Osmanlı maliye politikasının çerçevesini çizmiştir. Bütün tekelleri ortadan kaldırmış, İngiliz tüccarlara, mallarını İmparatorluğun her yerinde pazarlayabilme izni vermiş, vergileri de ithalattan %5 ve ihracattan %12 olarak belirlemiştir. Daha sonraları da diğer Avrupalı devletler antlaşmaya dahil edilmiştir. İthalattan alınan %5 oranındaki vergi ödendikten sonra da, mallar memleket dahilinde serbestçe tedavül edip, diğer her türlü vergiden muaf olarak pazarlanabilecekti. 

1838 öncesinde yerli ve yabancı tüccarlardan İmparatorluk içinde mallarını bir yerden bir yere taşırken alınan %8 iç gümrük vergisi, bu antlaşmayla yabancılar açısından kaldırılmıştır. Yabancı tüccarların malları yurt içinde serbestçe dolaşabilirken, yerli tüccarların mallarından gümrük vergisi alınmaya devam ediyordu. Bu da yerli tüccarları, yabancılar karşısında güçsüz durumda bırakarak haksız rekabet ortamı yaratıyordu. Kurdakul’a göre, İngiliz tüccarlarına Osmanlı memleketi dahilinde ticaret serbestisi tanınması ile Ortadoğu, batı kapitalizminin açık bir pazarı haline getirilmiş oluyordu. 

Güran’a göre, 1838 ticaret antlaşmasının, Osmanlı üreticilerinin aleyhine sonuçlar verdiğinin anlaşılması ve hükümetin gelir ihtiyacının artmış olması nedenleriyle gümrük vergisi oranlarının ayarlanması için çeşitli teşebbüslerde bulunulduysa da, Avrupa devletleri ve Amerika Birleşik Devletleri ile yeni bir antlaşma ancak 1861/1862’de imzalanabilmiştir. 

1861 ve 1862’de imzalanan yeni antlaşmalarla da ihracat vergileri %12’den %1’e inerken, ithalattan alınan vergiler de %5’ten %8’e yükseltildi. Zamanla da ithalat vergileri oranının %15’e çıkartıldığı görülmektedir. Bu tedbirler dış ticarete yardım etti. Fakat dahili gümrükler (diğer bir çok faktör gibi) memleket içindeki ticaretin genişlemesine engel oluyordu. Bunların çoğu 1874’te kaldırıldı. İstanbul Ticaret Odası, 1894’te en önemli hububat maddelerinin deniz yoluyla nakliyesi üzerindeki vergileri kaldırtmayı başardı. Deniz yoluyla gelip, İmparatorluğun içinde dağılan diğer mallar %8 vergiye tabi olmakta devam ettiler. 1889’da bu vergi %4’e, 1900’de %2’ye indirildi ve 1909’da tamamen kaldırıldı. 

Pamuk’a göre Osmanlı bürokrasisini, gümrük vergilerini bu şekilde yükseltmek için emperyalist ülkelere başka tavizler vermeye iten neden, yerli sanayii  korumaya  çalışmak  değildi.   %8,  %15  gibi   vergiler  zaten  çökmüş zanaatlerin   canlanması   için   yeterli   olamazdı.   İthalata   uygulanan   vergilerin arttırılması, hazineye ek gelir sağlamaktan öte bir amaç taşımıyordu.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005