Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Osmanlı Devletinde Nüfus 

Nüfus artışı, iktisadi gelişmeyle birleşen, onunla sıkı ilişkileri olan ve teknik gelişmede olduğu gibi çağdaş iktisat tarihinin dışında düşünülemeyecek bir olgudur. Nüfus hareketleri, insanlığın başlangıcından beri toplumlar için hep “dönüştürücü” bir nitelik arz etmiştir. Küresel tarihe bakıldığında, demografik yapıların kültürel, ekonomik, toplumsal ve hukuksal bir çok etkisinin olduğu görülür. 

Bir toplumun ekonomik kurumlarını ve bu kurumların işleyişlerini ele almak için, o toplumu oluşturan bireylerin nitelik ve niceliklerini incelemek gerekir. Batıda ortaçağ sona erdikten sonra sosyal bilimciler, nüfusun niteliği üzerinde inceleme ve araştırmalarda bulunmuşlar, hemen hemen her ülkede nüfus sayımlarını düzenli bir şekilde yapmaya başlamışlardı. Osmanlı İmparatorluğunda da devletin kuruluşundan hemen sonra “Memleket Tahriri” adı altında öncelikle düşmandan alınan topraklar üzerindeki halkın gelirlerini ve ellerinde bulundurdukları araziyi saptamak için sayım ve yazım yapıldığı bilinmektedir. Tahrirler sonucunda tutulan defterler, asker almada, vergilendirme ve diğer kamu hizmetlerinin gördürülmesinde başvurulan ana kaynak olduğundan, büyük bir titizlikle saklanmıştır. Ne var ki çeşitli iç ve dış etkenlerle, İmparatorluk kuruluşunu tamamladıktan bir süre sonra bu alanda beklenilen olumlu gelişmeleri sürdürememiştir. 

Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyıldaki nüfusu hakkında yazılanlar yetersiz olmamakla birlikte bunların çoğu etnografik çalışmalardır. Karpat’a göre başlıca üç kusurları vardır: Öncelikle çok azı gerçek nüfus sayımına dayanan güvenilir istatistiksel bilgiden yararlanır. İkinci olarak bu çalışmalar çoğu kez salt İmparatorluk sınırları içindeki bazı etnik ve dini toplulukların siyasal iddialarını desteklemek amacıyla ele alınmıştır; yazarlarının ya da bilgi kaynaklarının siyasal önyargılarını da yansıtırlar. Üçüncü olarak, Batılılar tarafından yapılan bu “nüfus çalışmaları”nın (daha doğru bir deyişle etnografik araştırmaların) çoğu, Anadolu’yla ve Arapça konuşulan ülkelerle ilgili hiçbir açıklama getirmemekte ve Osmanlı Devletinin Avrupa topraklarını ele almaktadır. 

Çadırcı’ya göre 19. Yüzyılın başlarında, Osmanlı imparatorluğunu dağılma ve çökmekten kurtarma girişimleri ile beraber nüfus, arazi ve mal-mülk sayımı yeniden değer kazanmaya başlamıştır. Özellikle, Yeniçeri Ocağının kaldırılmasının hemen ardından yeni kurulan ordunun, giderlerini karşılamak amacı ile devletin, vergi kaynakları ve asker çağındaki nüfusu tespit etmek için girişimde bulunduğu görülüyor. Bu amaçla, Anadolu ve Rumeli’deki erkek nüfusu saptamak adına, 1830 yılında nüfus sayımına başlanmış ve bu sayım bir yıl içinde tamamlanmıştır. 1831 yılından başlanarak Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunan şehir ve kasabalarda nüfus işleriyle ilgilenmek üzere yeni bir örgüt oluşturulmuştur. 

Tabakoğlu, nüfus değişikliklerinin 19. Yüzyıl Osmanlı ekonomisinde derin etkileri olduğunu ifade etmektedir. 1831’de tamamlanan ve sadece erkek nüfusu kapsayan bir sayıma göre (sadece erkek nüfusu 4 milyon kadar görülmekteydi sadece Anadolu’da 7-7,5 milyon kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.110 Devam eden uzun savaşlar neticesinde, özellikle erkek nüfusta büyük kayıplar olmuştur. Bu yüzyılda hamile kadınlarda düşük oranlarının, özellikle de 1870’lerde en yüksek seviyesine ulaştığı biliniyor. 1830’dan önce nüfus büyük olasılıkla azalmıştı;   ancak   1830’lardan   sonra   durum   tersine   dönmüş   ve   göç   alımı, hastalıkların azalması, sağlık koşullarının iyiye gitmesi, güvenlik, nakliyat gibi nedenlerden dolayı nüfus artmıştı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda nüfus 1820-1897 

Tarih

Avrupa

Anadolu

Diğer

Toplam

1820-1840

9.160.000

 

 

 

1831

10.676.000

 

 

 

1844-1856

15.500.000

10.700.000

9.150.000

35.350.000

1867

18.487.000

12.813.000

8.700.000

40.000.000

1872-1874

14.752.820

14.280.291

11.479.000

40.512.111

1877-1878

4.362.142

-

-

13.064.109

1884

3.924.000

10.721.000

2.490.000

17.135.000

1897

5.594.000

12.482.000

11.464.000

29.486.000

19. yüzyılın başlarında, nüfusun büyük bir kısmının Anadolu dışında olduğu görülmektedir.. Ancak toprak kayıplarının yüzyıl boyunca, özellikle nüfusun yoğun olduğu Yunanistan, Bulgaristan, Eflak, Boğdan gibi eyaletler, artarak devam etmesi bu kesimlerdeki nüfusun azalmasına yol açmıştır. 

Halkın çoğu kırsal kesimlerde yaşıyordu. Bunların nüfus içindeki oranı %80 civarındaydı. Nüfusun şehirlerle kırsal bölgeler arasında dağılımı yüzyıl zarfında biraz değişmiştir. 1840 ile 1913 yılları arasında şehir nüfusunun oranı %17’den %22’ye çıktı. Bazı şehir ve kasabalar bilhassa Avrupa ile ticaretleri dolayısıyla, iyice büyüdü. Bazı şehir ve kasabalar da savaştan ve ticaret yollarının değiştirilmesinden dolayı durakladılar veya küçüldüler. 

1884-1897 yılları arasında nüfus artışı (1000) 

Yıllar       Müslüman       Gayrimüslim        Toplam

1884

12.590

4.544

17.135

1885

12.708

4.579

17.286

1886

12.825

4.603

17.429

1887

12.942

4.637

17.580

1888

13.059

4.662

17.721

1889

13.177

4.676

17.853

1890

13.294

4.701

17.995

1891

13.411

4.734

18.146

1892

13.411

4.763

18.175

1893

13.578

4.777

18.316

1894

13.646

4.805

18.451

1895

13.763

4.833

18.596

1896

13.891

4.849

18.740

1897

14.112

4.938

19.050

Balkanlardaki toprak kayıpları Müslümanların nüfus içindeki paylarını zamanla attırmıştı. Yüzyıl sonuna yaklaşıldıkça Müslüman nüfusun artış hızının gayrimüslimlere nazaran yüksek olduğu gözlenmiştir. 1884-1897 dönemi, Osmanlı’nın savaş içinde bulunmadığı ve kayda değer bir toprak kaybına uğramadığı bir dönemdir. Dolayısıyla tabloda görünen artışların sadece doğum, ölüm ve net göçlerin sonucunu yansıttığı söylenebilir. Tablodaki bilgilere bakılarak nüfus artış hızı hesaplanabilir. Müslümanların 1884 yılından 1897 yılına kadar olan 13 yıllık bir sürede, yüzde 12,8 oranda artış hızı gösterdiği anlaşılmaktadır. Gayrimüslimler ise bu süre boyunca yüzde 8,67 oranında artış hızı göstermiştir. Genel olarak 1884 yılından 1897 yılına kadar Osmanlı nüfusunun    yüzde    11,18    oranında    artığı    gözlenmiştir.    Gayrimüslimler, Müslümanlara nazaran daha düşük bir nüfus artış oranına sahiptir. Bu durum, Müslüman dünyasının, günümüzde Arap dünyasında olduğu gibi, kalabalık nüfus geleneği ile de açıklanabilir. 

19. yüzyıldaki toprak kayıplarının büyük kısmı, gayrimüslim halkın yaşadığı alanlar idi. İnalcık’a göre, ne tarım ne de sanayi sadece Hristiyan veya Müslümanlara mahsus alanlardı. Ürünleri piyasaya sürülen tarım ve sanayi faaliyeti Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin yerleşmiş olduğu sahalarda mevcuttu. Harput gibi Hristiyanların ve Uşak gibi Müslümanların yoğun olarak yerleşmiş olduğu merkezlerde de sanayi faaliyeti çok yüksekti. İnalcık, Osmanlı

İmparatorluğunun iktisadi faaliyetini dinle (veya etnik faktörlerle) izah etmenin boşuna bir çaba olduğunu ifade etmektedir. 

Tabakoğlu ise, İmparatorluğun iktisadi faaliyetlerini dinle ilişkilendirmiştir. Tabakoğlu’na göre, İslam’ın bir ahlak ilkesi olarak ortaya koyduğu ve ahiliğin günlük hayata geçirdiği hizmet anlayışı, dayanışmacı bir toplum oluşturmayı hedef almıştır. İslam’la ilgili infak (harcama) duygusu bu arz yönlü toplumu oluşturmanın maddi yönünü teşkil eder. İşte bu noktada arz yönlü ekonomi gündeme gelir. Bu yaklaşıma göre ekonomi insan içindir. Çağdaş kapitalist anlayışta olduğu gibi insan ekonomi için değildir. Toplum ve ekonomide bu zihniyetin hakim olmasından dolayı Osmanlılarda, batı kapitalizmini oluşturan sömürgeci faaliyetler, sınıf mücadeleleri görülmemiştir. Kapitalizmin oluşturup idealize ettiği homo economicus’un temel saiki, ferdi menfaattir ve bunun müşahhas şekli burjuvadır.

Bunların dışında, okur-yazar oranı da, toplumsal ve ekonomik gelişme hakkında bir ışık tutmaktadır.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005