Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi
Kredi Kartı Piyasası
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Yer Altı Ekonomisinin Ekonomik Nedenleri

Yeraltı ekonomisinin ekonomik nedenlerinin ba­şında ekonomik nedenlerle uygulamaya sokulmuş olan yasaklar gelir. Ayrıca işsizlik ve gelir dağılımı bozuk­luğu da yeraltı ekonomisine neden olan önemli unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. 

Yasaklar 

Ekonomik anlamda meta olan her mal ve hizmet piyasada oluşan arz ve talep koşullarına göre üretilip, pazarlanabilir. Ancak bazı mal ve hizmetlerin kamu sağlığı ve güvenliğini tehdit etmesi ve stratejik önemi, dini ya da ahlâki nedenlerle yasaklanabilir. Yasaklar, yeraltı ekonomisini besleyen en önemli faktörlerden biridir. Yasaklar özel nitelikli mal ve hizmetler için geçerli olup; üretimi, tüketimi, ticareti ve depolama faaliyetlerini kapsayabilmektedir. Yasakların en yaygın olduğu alanlar (Bkz. Türkkan 1995):

•   Uyuşturucu Maddeler,

•   Silah ve mühimmat,

•   Stratejik maddeler ve malzemeler,

•   Alkollü içecekler, sigaralar,

•   Altın ve kıymetli madenler,

•   Organ, bebek, çocuk ve göçmen ticareti,

•   Tarihi eserler, nesli tükenmiş canlılar,

•   Çeşitli döviz ve sahte para. 

Bunların yanı sıra; ticari ambargolar veya koruma amaçlı getirilen yasaklar nedeniyle de birçok normal veya özelliksiz mallar da yasaklamaya konu olabil­mektedir. 

Tüm bu sayılan yasaklanmış mallar için olağan pi­yasada olduğu gibi arz ve talep koşulları geçerlidir. Ancak yasaklar bu malların arzını dışsal faktörlerin etkisine sokar ve yasakların yarattığı risk bedelinin so­nucunda arz eğrisi dikleşir. Böyle bir ortamda arzın kısılması fiyatların yükselmesine neden olur. Aynı şe­kilde bu mallara olan talep esnekliğide sert olduğundan yeraltı ekonomisi piyasasında işlem gören mallar ola­ğanüstü yüksek fiyatlar ve kar marjları ile gerçekleşir. Neticede yasaklar sonucu oluşan aşırı kârlar, birçok birey için cazip olabilir ve yeraltı ekonomisi faaliyetle­rine zemin hazırlar. 

İşsizlik 

İşsizlik, işgücü piyasasında emek arz ve talebi ara­sında dengenin sağlanamamasından kaynaklanmakta­dır. İşsizliğin ortaya çıkmasında etkili olan emek arz ve talebi, işsizliğin kökeninde üretim faktörlerinin denge­sizliğinin bulunduğunu gösterir. Gerçi iktisat teorisinde "iradi" işsizlikten de bahsedilir. Yani cari ücret düzeyi üzerinden çalışmak isteyen herkesin iş bulduğu ortam­da bile, işgücü piyasasının dinamikleri veya işle ilgili bilgi akışının tam olmaması nedeniyle bir miktar işsiz her zaman bulunacaktır. Ancak gelişmekte olan tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de önemli olan, iradi işsizlikten daha çok, arz ve talep dengesizliğinden kay­naklanan işsizliktir. 

Türkiye'de işsizliğe neden olan ve işgücü arzını et­kileyen en önemli faktörler nüfusun istihdam olanakla­rından daha hızlı artması, teknolojik gelişmeler ile bir­likte sınırlı sayıda ve nitelikli işgücüne istihdam ola­naklarının sunulması ve başta büyük şehirler olmak üzere göç olarak özetlenebilir. Buna karşılık işgücü talebini etkileyen en önemli faktörler işgücü talebinin artmasını sağlayacak olan yatırımlar ve üretime katıla­cak diğer üretim faktörlerinin kompozisyonu oluştur­maktadır. Sayılan bu faktörlere ek olarak çok önemli bir diğer unsur ise işgücü piyasasında gözlenen aksak­lıklardır. 

Şubat 1997'de yayınlanan bir çalışmaya göre, Tür­kiye genelinde işsizlerin %48.7'si; kentsel alanlarda %45.4'ü; kırsal yerlerde ise %52.2'si ilkokul mezunu­dur. Genel kültür veren liselerden mezun olanlar, işsiz­ler içinde ikinci büyük grubu oluşturmaktadır. İşsizler arasında meslek okul mezunlarının ve üniversite me­zunlarının bulunması, ülkemizde bu kurumların yeterli nitelik ve beceri kazandırma başarısını gösteremediği­nin kanıtıdır (TİSK 1997).

Ülkemizde sanayileşmede arzu edilen düzeye gelinememesi ve yatırım yetersizliği nedeniyle, tarım top­lumu olma niteliği devam etmektedir. Yatırımlarda görece azalma sorunu ağırlaşarak devam etmekte ve sanayide ciddi bir yatırım boşluğu oluşmaktadır. Özel sektör, uzun vadede rekabet gücünü belirleyen teknoloji ve insan kaynakları yatırımlarını gerektiği Ölçüde ya­pamamakta, ekonominin üretken istihdam yaratma ka­pasitesi sınırlanmaktadır. Bunun temel nedeni ise eko­nomide hatalı kaynak dağılımına dayanmaktadır. Kay­nakların ekonominin verimliliğini önleyen aşırı geliş­miş ve hantal kamu kesimince israf edilmesi sonucu, kamu kesimi finansman dengesinin bozulmuş olması nedeniyle oluşan rant ekonomisi yatırımları olumsuz etkilemektedir. Ekonomik yapımız üretimden uzaklaş­mış; büyüme yatırım, üretim ve ihracat artışı yerine sıcak para ve borçla finanse edilen tüketime dayandı­rılmıştır. Neticede, artan nüfusa yeterince iş alanı oluş­turulamamıştır. 

Ülkemizde, sosyal politikaların maliyetinin sürekli olarak kayıtlı sektöre yüklenmesi, devletin vergi, si­gorta, fon şeklindeki istihdam vergilerinin ağırlığı, ce­zalandırıcı mevzuat, toplu iş sözleşmesi sistemimizin işletmelerin yatırım ihtiyaçlarını gözetmemesi, örgütlü sanayide istihdamın azalmasına, işletmelerin bölünmesi ile ölçek küçülmesine, taşeronlaşmaya, kayıt dışına yönelişe ve sendikal sistemden kaçışa neden olmaktadır (TİSK 1997). 

Ülkemizde işgücü piyasasında yaşanan aksaklıklar­da işsizliğin artmasına neden olmaktadır. Ülkemizde uygulanan Toplu İş Sözleşmesi sistemi, işletmelerin ve ekonominin olanaklarını ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmamaktadır. Sosyal politikalar rekabet gücünü ve istihdamı artırır şekilde düzenlenmemekte; çalışma mevzuatı ve toplu iş sözleşmeleri esnek hükümler içermemesi nedeniyle işletmelerin ekonomik konjonk­türdeki dalgalanmalara uyumunu olanaklı kılmamakta­dır. 

Türkiye'de ücretler işgücü verimliliği ve piyasa ko­şulları yerine, tamamen siyasi ve keyfi bir şekilde be­lirlenmektedir. Ülkemizde işgücü piyasası, devletçi geleneğimize paralel olarak, gerçek anlamda bir piyasa değildir ve hazine tarafından kısmen vergilerle, kısmen borçlanma ve kısmende enflasyon ile sübvanse edil­mektedir. Bu nedenle de ücret, ekonomik yani verimli­liğe göre değil siyasal ücret olarak; istihdam da reka­bete göre değil, siyasal iradeye göre tayin edilmektedir (Akalın 1994). 

Türkiye'de işgücü piyasasında piyasa ücretinin, emeğin rekabet koşullarında oluşan marjinal verimliliği­ne göre belirlenmesini önleyen üç kurumu AKALIN şöyle tarif etmektedir: "Birincisi, bir işveren olarak devlet, toplu pazarlık ve toplu sözleşme sisteminin iş­letildiği sendikalı işçilerin bulunduğu kesimde, monopson durumunda, yani ücreti belirleyici güçtedir. İkincisi, yasal bir işgücü tekeli olan sendikaların, dev­lete ve dolayısı ile özel sektöre, fiilen ücret düzeyini empoze edebilmeleridir. Üçüncüsü ise, devlet ve sendi­kalar arasında sıkışan işverenlerin de; işgücü piyasasın­daki paylarının küçük olması ve sürekli enflasyon koşulları altında; maliyet artı kar fıyatlandırması ile ücret artışlarını tüketiciye yansıtabilirle olanaklarının bulun­ması nedeniyle, sendikalar ile tüketicilerin sırtından anlaşabilmeleridir" (Akalın 1994:24).

İşgücü piyasasında yaşanan aksaklıklar, nüfus artış hızının yüksekliği, insan gücü planlamasının iyi yapıl­mamış olmasından kaynaklanan eğitim düzeyindeki yetersizlikler, kaynak dağılımındaki aksaklıklardan kaynaklanan bütçe açıkları sonucu "rant ekonomisinin" üretim ekonomisini ikame etmesi ve yetersiz ekonomik büyüme işsizlik sorununu ülkenin temel ekonomik so­runlarının üst sıralarına taşımıştır. 1996 resmi rakamla­rına göre işsizlik oranı %6.3, eksik istihdam oranı %6.3 olmak üzere %12.6'lık atıl işgücü oranı söz konusudur. Bu rakamlar resmi rakamlardır ve uluslararası stan­dartlara uymamaktadır ve tartışmaya açıktır (Örneğin 1992 yılında Almanya'da işsizlik oranı %9.2 iken, Tür­kiye'de %7.9'dur). Ancak tartışılmadan kabul edilen; yüksek oranda işsizliğin pek çok ekonomik ve sosyal sorunu da beraberinde getirdiğidir. İşsiz olanın gelir elde edemiyor olması nedeniyle legal-illegal her işi yapabilecek olması ve işsizliğin özellikle genç nüfusta yaygınlaşması yeraltı ekonomisinin geniş zemin buldu­ğu ortamdır. 

İşsizlik ve yeraltı ekonomisi arasındaki ilişki çok uzun zamanlardan beri tartışılmaktadır. Günümüzde işsizlik ile yeraltı ekonomisi arasında doğrudan ilişki kurulamamaktadır. Gerçi yapılan bazı çalışmalarda işsizlerin daha geniş zamanları olması ve gelir elde e-dememesi nedenleri ile suça yatkın olabilecekleri iddia edilmektedir. Ancak milyonlarca işsizin suç işlememe­si, hatta çocuklarını da suç işlemekten korumaya azami gayret gösterdikleri bilinmektedir. Bu nedenle işsizlik ve yeraltı ekonomisi arasında doğrudan bağlantı kuru­lamamaktadır. Kurulabilecek tek ve önemli ilişki, iş­sizlikle bağlantılı olan bir kısım sosyal etmenlerin var­lığı ve bunların yeraltı ekonomisine zemin hazırladığı­dır. 

Bir ülkede işsizlik artmış ise gelir dağılımının bo­zulması da kaçınılmazdır. İşsizlikle beraber gelir dağı­lımının da bozulması toplumsal normların sorgulanma­sını ve ahlâki çöküntüyü beraberinde getirir. Sonuçta yeraltı ekonomisinde faaliyet göstermenin kısıtlayıcı unsurları etkisini kaybeder.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Türküler

Since 2005