Türkiye Ekonomisi

Dünya Ekonomisi

Osmanlı Ekonomisi

Finansal Ekonomi

İşletme Ekonomisi

Hizmet Ekonomisi

Kalkınma Ekonomisi

Tarım Ekonomisi

Borsa ve Yatırım

Ekonomi Sözlüğü

Ekonomi Ders Notları

Ekonomi Düşünürleri

Genel Ekonomi Soruları

Özel İstatistik Arşivi

Özel İktisat Konuları

Açık Öğretim İktisat

Ekonomi Kurumları

Kamu Yönetimi

Kamu (Devlet) Maliyesi

Sigortacılık Konuları

Türkiye İktisat Tarihi

Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Enflasyon'un Hisse Senedi Getirisi Üzerine Etkileri 

Hisse senedi fiyatları ve enflasyon arasındaki ilişki araştırmacılar için merak uyandıran ve bazen birbiriyle örtüşmeyen sonuçların ortaya çıktığı bir konu olmuştur (Adrangi, Chatrath ve Raffiee, 1999: 266). Ekonomi teorisyenleri hisse senetlerinin gerçek değerlerinin enflasyon oranından bağımsız olduğu farz edilen fiziksel sermaye sahipliğini temsil ettiği için uzun süredir hisse senetlerini bir enflasyon koruması olarak düşünmektedirler. Bu bağımsızlık diğer koşullar aynı olmak üzere enflasyon oranındaki bir değişikliğe sermayenin nominal getiri oranının eşit değişim ile eşlik etmesi gerektiğini belirtmektedir. Gerçekte bu bakış açısı yaygın olarak sermayenin nominal getiri oranı ile enflasyon oranı arasında pozitif bir korelasyon (ilişki) olduğunu ifade etmektedir (Bodie, 1976: 460). Kısacası, enflasyondaki bir artışa karşılık sermayenin nominal getirişinde de bir artış olacağı için hisse senedi yatırımcıları enflasyondaki değişime karşı kendilerini korumuş olacaklardır. 

Yatırımcılar nominal hisse senedi getirilerindeki artış yoluyla fiyat düzeyindeki yükselişlerden etkilenmediği zaman hisse senetleri enflasyona karşı bir koruma sağlar. Böylece reel hisse senedi getirileri etkilenmemiş olacaktır. Eğer nominal hisse senedi getirileri ve enflasyon arasındaki ilişki negatif ise, hisse senedi aynı hazine bonoları gibi bir fınansal varlık olur (Aktham, 2006: 265-266). Diğer bir ifadeyle, enflasyondaki artışa rağmen getirilerde bir değişikliğin olmaması gelecek nakit  akımlarının  bugünkü  değerini  ve  dolayısıyla menkul  kıymetin  değerini düşürecektir.   Böyle  bir  durumda  hisse  senetleri   enflasyona  karşı  bir  koruma oluşturmayacaktır. 

Finansal ekonomi literatüründe yoğun bir şekilde sorulan bir soru olarak karşımıza nominal getirilerin, beklenen ve beklenmeyen enflasyon oranlarının piyasa değerlemelerini içerip içermediği ve hisse senetlerinin enflasyona karşı etkili bir koruma (hedge) olup olmadığı sorulan çıkmaktadır. Fakat, hisse senedi getirileri ve enflasyon arasındaki ilişkiyi incelemeye yönelik teorik girişimler farklılıklar göstermektedirler (Al-Rjoub, 2005: 871). 

Şayet enflasyon beklenmekte ise ve diğer koşullar aynı ise enflasyon ile hisse senedi fiyatları arasında pozitif bir ilişki tespit etmek mümkündür (Liu ve Shrestha, 2008: 747). Hisse senetleri geleneksel olarak enflasyona karşı etkili bir koruma aracı olarak görülmektedir. Hisse senetleri temel reel varlıklar için haklan temsil etmesi nedeniyle hisse değerlerinin fiyatlar düzeyindeki değişimlere karşı sabit kaldığı düşünülmekteydi. Fakat 1960'ların sonları ve 1970'lerin başlarında hisse senetlerinin enflasyona göre düzeltilmiş zayıf performansları bir enflasyon koruması olarak hisse senetlerinin etkinliğinin tekrar gözden geçirilmesi düşüncesine yol açmıştır (Snead, 1998: 1). 

Diğer bir değişle, sanayileşmiş ekonomilerdeki hisse senetleri yüksek enflasyon dönemlerinde değerlerini korumada başansız olmuşlardır. Örneğin, yüksek enflasyon rakamlarının olduğu 1970'li yıllarda, Amerikan hisse senedi fıyatlan genel fiyat düzeylerine ayak uyduramamıştır. Aynı zamanda, yükselen piyasa ekonomilerinin çoğu 1980'lerin sonlarında yüksek ve istikrarsız enflasyon ile karakterize edilmişlerdir. Örneğin, yıllık enflasyon oranı 1989 yılında Panama için düşük bir oran olan %0 iken Meksika için yaklaşık %3400'lük yüksek bir oranda gerçekleşmiştir. EVIF istatistiklerine göre, 1989 yılında onüç adet önemli yükselen piyasa ekonomisinde ortalama yıllık enflasyon oranı %627 olarak gerçekleşmiştir. Bu ekonomiler arasındaki yüksek enflasyon oranları, küresel ve özellikle yükselen piyasalara yönelik uluslararası piyasalardaki yatırımcılann artan ilgisi, bu ekonomilerdeki hisse senedi fıyatlan ve enflasyon oranlan arasındaki ilişkiyi araştırmayı önemli bir duruma getirmiştir (Adrangi, Chatrath ve Raffiee, 1999: 266).

Ekonomik teori ve sağduyunun tersine, hisse senedi getirilen hem beklenen hem de beklenmeyen enflasyon ile negatif ilişkilidir. Geske ve Roll (1983) bu kafa karıştırıcı ampirik olgunun nedenselliği göstermediğini ileri sürmektedir. Hisse senedi getirileri beklenen enflasyondaki eşzamanlı değişimler ile negatif olarak ilişkilidir. Çünkü beklenen enflasyondaki değişimler daha yüksek bir parasal genişleme oranı ile sonuçlanan bir olaylar zincirinin sinyalini vermektedir. Hisse senedi piyasası ile gösterilen reel üretimdeki dışsal şoklar vergi gelirinde, bütçe açığında ve hazine borçlanmasında değişimlere neden olmaktadır. Mantıklı tahvil ve hisse senedi piyasası yatırımcıları bunun olacağının farkına varır ve gecikmeksizin buna göre fiyatları (ve faiz oranlarını) ayarlarlar. Şayet reel faiz oranı sabit değil ise beklenen enflasyon için nominal faiz değişkenini kullanmak tehlikeli olur. Çünkü reel oranlarda küçük değişiklikler hisse senedi fiyatlarında zıt yönde ve büyük yüzde değişimlere neden olabilir. Hisse senedi getirileri ve enflasyon arasındaki ilişki detaylı bir şekilde ortaya konmuş olmasına rağmen kafa karıştırıcı ampirik ilişki mevcudiyetini korumaktadır. Beklenen enflasyon, beklenmeyen enflasyon ve beklenen enflasyondaki değişimlerin tümü hisse senedi getirileri ile negatif olarak ilişkilidir (Geske ve Roll, 1983: 1). 

1953 yılından sonraki dönemde hisse senedi getirileri ve enflasyon arasında negatif ilişkinin olduğuna dair birçok çalışma bulunmaktadır. Fakat bu sonuçlar, reel varlıklar tarafından yaratılan gelirin sahipliğini temsil eden hisse senedinin enflasyona karşı bir koruma olması gerektiğini ileri süren önceki genel kabul görmüş düşünce ile çelişmektedir. Fama (1981) çalışmasında bu anormal hisse senedi getirileri ve enflasyon ilişkisini açıklamayı amaçlamıştır. Veriler, hisse senedi getirileri ve enflasyon arasındaki negatif ilişkinin hisse senedi değerlerinin daha temel belirleyici olan reel değişkenler ile hisse senedi getirileri arasındaki pozitif ilişki için temsili değişken (proxy) olduğu hipotezi ile uyumludur. Negatif hisse senedi getirişi ve enflasyon ilişkisi sırasıyla para talep teorisi ve paranın miktar teorisinin bir bileşimi tarafından açıklanan reel faaliyet ve enflasyon arasındaki negatif ilişkiden kaynaklanmaktadır. Proxy etki hipotezi ile tahmin edildiği gibi, hisse senedi getirişi ile enflasyon arasındaki anormal ilişki hem beklenen ve beklenmeyen enflasyon ölçüleri hem de reel değişkenler hisse senedi getirilerini açıklamak için kullanıldığı zaman ortadan kalkmaktadır (Fama, 1981: 545). 

Schwert (1981) hisse senedi fiyatlarının enflasyon hakkındaki yeni bilgilere tepkisini analiz etmiştir. Muhtemelen, hisse senedi getirilen ve beklenmeyen enflasyon arasında bir ilişkinin varlığını beklemenin önemli bir nedeni; beklenmeyen enflasyonun, beklenen enflasyonun gelecek seviyeleri hakkında yeni bilgiler içermesidir. Eğer beklenmeyen enflasyon hisse senedi piyasası için kötü haber ise ve eğer TÜFE açıklamaları enflasyon hakkında yeni bilgiler içeriyorsa beklenmeyen enflasyon (deflasyon) açıklama anındaki hisse senedi fiyatlarındaki bir düşüş (artma) ile ilişkili olmalıdır. Standard and Poor’s bileşik portföyünün 1953-1978 dönemi günlük getirilerine bağlı olarak, hisse senedi piyasasının, tepki gücü zayıf olmasına rağmen, TÜFE’deki beklenmedik enflasyon açıklamalarına negatif olarak tepki verdiği görülmektedir. Bununla birlikte, hisse senedi piyasasının TÜFE açıklamaları yapıldığı anda tepki verdiği görülmektedir (Schwert, 1981: 15-16).

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Gizlilik Politikası

Sağlık Bilgileri