Türkiye Ekonomisi
Dünya Ekonomisi
Osmanlı Ekonomisi
Finansal Ekonomi
İşletme Ekonomisi
Hizmet Ekonomisi
Kalkınma Ekonomisi
Tarım Ekonomisi
Borsa ve Yatırım
Ekonomi Sözlüğü
Ekonomi Ders Notları
Ekonomi Düşünürleri
Genel Ekonomi Soruları
Özel İstatistik Arşivi
Özel İktisat Konuları
Açık Öğretim İktisat
Ekonomi Kurumları
Kamu Yönetimi
Kamu (Devlet) Maliyesi
Sigortacılık Konuları
Türkiye İktisat Tarihi
Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Ekonomik Krizler Çerçevesinde Maliye Politikaları

Ne derece yatırımın bir yandan ne oranda mal, diğer yandan da ne oranda istihdam, dolayısıyla ne kadar talep yaratacağı konusu üretim teknolojisine bağlı olarak değişmekte ve yine yeni teknolojilerle birlikte bunlar da değişmektedir. Teknolojinin yeni yatırımlarla ortaya çıkacak ek mal arayla, yeni yatırımların yaratacağı istihdamı kendiliğinden dengeye getirmesi için hiçbir içsel sebebin olmayışı buradaki kritik noktayı ifade etmektedir. Anlaşılacağı gibi bu dengenin sağlanması tesadüflere bırakılmaktadır. Dolayısıyla, kapitalist ekonomik sistemin sık sık tıkanması, ara sıra da büyük krizler yaşaması arızi olaylar veya talihsizlikler değil eşyanın tabiatı gereğidir. Bu temel tespit çok büyük önem arz etmekle birlikte gerçek hayatta işlerin bu kadar basit gelişmediği de ortadadır. Aksi durumda, sistem sık sık tıkanma gösterecektir. Kapitalizm yaşam süreci içerisinde bünyesinde barındırdığı bu dengesizlik potansiyelinin ortaya çıkmasını geciktirecek birtakım mekanizmalar geliştirmiştir. Bunların başında kredi mekanizması gelmektedir. Toplam talep yetersiz durumda ise, sermaye birikiminin bir bölümü bankacılık sistemi aracılığıyla krediye dönüştürülerek ek talep yaratılmaktadır. Bu mekanizma ile asıl tüketici kitlesini meydana getiren sınırlı gelire sahip ücretliler, gelecekteki kazançlarına mahsuben gelirlerinden daha fazla harcama yapabilmektedirler. Gelişmiş ülkelerde kredi mekanizmasının hayli geliştiği, mesafe kat ettiği görülmektedir. Bu gelişmişlik oradaki kapitalistlerin insan sevgilerinden kaynaklanmamaktadır. Mesele, sistemin devamı için talebin daimi olarak ayakta tutulabilmesidir. Burada kredi yoluyla talebi artırmanın doğal bir sının olduğu bilinmektedir. Bu durumda Başka bir yöntem de çalışanların ve piyasanın yaratamadığı talebi devletin yaratması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Buraya kadarki anlatımlarla çalışmamızda detaylı bir şekilde ortaya koyulduğu üzere Keynes, bu yöntemin teorisini oluşturan modern makroekonomi disiplinini kuran kişi olarak ortaya çıkmıştır.

Durgunluktan çıkıştan elbette ki birçok faktör etkili olmaktadır. Ancak, çoğu zaman kriz döneminde mevcut sermaye stokunun önemli bir bölümünün iflaslarla, finansal  krizlerle  yok olması temel mekanizmayı oluşturmaktadır.  Bu durumda  sistemins devamını sağlayan kar oranlarının ve dolayısıyla yatıranların artmasıyla durgunluktan çıkış başlamaktadır. Ancak bu süreç son derece sancılı bir dengelenmeyi ifade etmektedir. 1929'da yaşanan büyük dünya buhranında görüldüğü gibi, bu sürecin insani faturası bir hayli ağırdır ve kriz derinleştiğinde toplumlarda yarattığı sosyo-ekonomik tahribat çeşitli sosyal çatışmalara, hatta savaşlara neden olabüecek boyutlardadır. Gelişmiş dünyanın 1965'ten itibaren yeni bir durgunluk evresine girdiği görülmektedir. İlk başta genişlemeci maliye politikalarıyla maskelenmiş bu durgunluk 1974 petrol kriziyle birlikte bütün sonuçlarıyla gelişmiş kapitalist ekonomileri etkilemiştir, bu ülkelerde yüksek işsizlik, durgunluk ve enflasyon baş göstermeye başlamıştır. Bunun üzerine dünya kapitalizmi sermaye stokunda önemli bir erime olmadan durgunluktan çıkabilmenin yollarını aramaya koyulmuştur. Bu arayış, ABD ve İngiltere'de bugün Neoliberalizm başlığı altında topladığımız ideolojiyi ortaya çıkarmıştır. İngiltere'de Thatcher ve ABD'de Reagan yönetimlerinin 1980'lerde, bu doğrultudaki uygulamalarıyla bu süreçte önemli rol oynadıkları görülmüştür. Bütün uygulamalar ekonomideki toplam talebi veya katma değeri artırmayan, fakat katma değerin ücret ve kar olarak bölüşümünü kar lehine değiştiren önlemler dizisi olarak kendini göstermiştir. Bu tedbirler ilk ağızda kapitalistleri rahatlatırken, orta vadede sistemdeki asıl sorun olan talep yetersizliğini çözmek bir tarafa derinleştirmiştir. Anlaşılacağı gibi, IMF ve Dünya Bankası (WB) gibi kuruluşlarla birlikte bilinçli ya da bilinçsiz onların sözcülüğünü yapanların iddia ettiği gibi ekonomide küreselleşme adı altında pazarlanan Neoliberal reçetenin çağın gereği veya ekonomi yasalarının zorunlu bir sonucu olmadığı ortadadır. Bu gelişme batı sermayesinin istikrarlı kar oranlan elde edememesinin sonucunda başvurulmak zorunda kalınan, riskli bir yatırım yöntemi şeklinde algılanabilecektir.

Dünya adeta krizden krize koşmakta, bu krizlerin hepsi de yeterli bir şeküde talep yaratma sorunu üe ilgili olmaktadır. Krizlerin aşılması adına Talebi harekete geçirmek için önerilen Keynesyen politikalara karşı çıkarak yürütülen geleneksel politikalar her şeyi daha da kötü hale getirebilmektedir. Nitekim talebin olmadığı bir dünyada serbest piyasaların harekete geçmesinin zor olacağı görülmektedir. Bilindiği üzere,   Keynes   devletin   ekonomiyi  yönlendirme   gücünün  önemi  üzerinde   durmuş   ve durgunluktan çıkılması için kamu harcamaları, vergilendirme ve borçlanma yoluyla iradi maliye politikası araçlarının etkin kullanılmasını, böylece dönemsel dalgalanmaların etkilerinin yumuşatılacağım savunmuştur. Ancak önemle belirtelim ki, Keynes, klasik iktisatçıların savundukları piyasa ekonomisi sistemine tamamen karşı çıkmamakta, sadece piyasa ekonomisinde ortaya çıkabilecek bazı sorunlar karşısında (özellikle işsizlik) devletin aktif rol oynayarak çözümler bulması gereğine inanmaktadır.

Söz konusu maliye politikalarının kriz karşısında başarıya ulaşabilmesi, öncelikle yetkin ve kamu çıkarını kendi çıkarının önüne koyabilen siyasetçi ve bürokratların karar alıcı konumda olabilmelerine bağlıdır. Aksi takdirde bu politikalar kolayca dejenere olabilecektir. Bu şekilde kamunun sınırlı kaynaklan yolsuzluklar ve kötü yönetim sonucu israf edilmiş olacaktır. Nitekim krizlerin aşılabilmesini zorlaştıran faktörler içerisinde de ele alınacak olan güven faktörü bu noktada fazlası ile dikkat edilmesi gereken bir boyutta kendini hissettirmektedir. Yine kriz dönemi için önemle işaret edilmesi gereken bir diğer husus; kriz dönemlerinde işletmelerin çoğunluğu açısından en önemli sorun yeni yatırım yapmak için uygun kredi bulmaktan ziyade, kriz koşullarında tam kapasite ile çalışabilmektir. Bu anlamda kriz dönemlerinde istihdam ve mesleki beceriyi artırmayı amaçlayan politika önermeleri büyük önem arz edecektir.

Bilindiği gibi, genel ekonomi, insanların rasyonel varlıklar olduklarını varsaymaktadır. Buna göre bir insan evladı, kendisi için en iyi olanı, bir başka deyişle seçenekler arasından en uygun olanını tercih edebilmektedir. Bu yaklaşım, böyle bir insan evladının kendi soluduğu havayı kirletmeyeceği, içtiği suya kimyasal madde dökmeyeceği, yıllarca birlikte yaşadığı ve yaşayacağı komşularını kandırmaya yeltenmeyeceği, kısacası kendisi ve çocuklarının yaşadığı ve yaşayacağı dünyaya zarar vermeyeceğini varsaymaktadır. İnsanların rasyonel olmayan davranışları yalnızca ekonomi ile sınırlı kalmamaktadır. Bu anlamda, belki de insanların irrasyonel davranışları sistematiktir ve sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bu durumda rasyonel insan davranışına   çok   fazla   anlam  yükleyerek   gözlerimizin  önündeki   akıldışılığı  ve   istikran bozan spekülasyonu görmemek ciddi bir hata olacaktır. Bakıldığında tarihte görülen başlıca ürünlerin, mamul malların, evlerin, arsaların ve borsaların hiçbirinin spekülasyon ateşine dayanamadığı görülecektir. Bu duruma neden olan en büyük etken insanın, kazanma hırsıyla yanıp tutuşan bir çılgın olma özelliğidir. Oysa insanların tamamının aynı anda kazanamayacakları bilinmektedir. Piyasalar, genel olarak iyi çalışmakta ve gerçekçi fiyatların oluşması için gerekli zemini hazırlamaktadırlar. Bunun yanı sıra, zaman zaman insanların çılgınlığı karşısında çaresizliğe düşmektedirler. İşte tam da o anda, piyasalara birilerinin gözle görünen e/ini yardım amaçlı devreye sokması gerekmektedir.

Uluslararası piyasalarda gerçekleşen krizlerin birçoğunun kendine has özellikleri olduğu, daha önceki krizlerin belirtilerinin farklılık göstermesi ve krizlerin tahmin edilemiyor olması bilinmektedir. Yine, krizlerin nedenleri ne olursa olsun sonuçlarının aynı olduğu da bilinen bir durumdur. Zira böyle bir durumda, milli gelir düşmesi sonucu halkın fakirleştiği, mali piyasalardaki dalgalanmaların artması sonucu da yatırımcıların zarar ettiği görülmektedir. Krizler sonuç itibari ile yıkıcı, tahrip edici, yok edici yönü ile ekonomik ve sosyal yapıda ağır sonuçlar ortaya koymaktadır. Bu durum aynı zamanda, krizlere müdahalenin ne derece elzem olacağına, erken atlatılabilmesinin de önemine işaret etmektedir. Buradan yola çıkılarak krizin çözümlemesinde sonuca odaklanılması ve oluşan kısır döngüyü kırmaya yönelik talep artışına hizmet edebilecek politikalar güdülmesi ve bunun da toplumun genel çıkarını gözetmesi özelliği ile piyasa ekonomik karar alıcı birimlerinden kendini ayıran devlet eliyle yapılması, maliye politikalarının temel yaklaşımını ortaya koymaktadır.

Bu açıdan öncelikle, sonuçlara odaklanıldığından, krizlerin yol açtığı sosyal ve ekonomik maliyetler ve sözü edilen bu maliyetlerin paylaşım sorunu işlenmekte devamında da krizlerin aşılmasını zorlaştıran faktörler göz önüne alınmaktadır. Tüm bunlar ortaya konulduktan sonra ekonomik krizleri aşmaya yönelik olası ve muhtemel maliye politikaları, kriz anı ve sonrası şeklinde ele alınmakta ve son aşamada ise kriz öncesi ne yapılabilirin maliye politikaları kapsamında değerlendirilmesi ile çalışmamız sonlandırılmaktadır. Ayrıca, çalışmamız kapsamında maliye politikaları krizlerin aşılması bağlamında konu edilerek ele alınırken, krizlerle mücadelede ahlaki tehlike sorunu ve kendi kendini doğrulayan kehanetler konulan ayrı başlıklar halinde ele alınması suretiyle incelenerek bu nokta itibari ile de krizlerle mücadelede maliye politikaları ortaya konulmaya çalışılmaktadır.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü

Since 2005