Türkiye Ekonomisi

Dünya Ekonomisi

Osmanlı Ekonomisi

Finansal Ekonomi

İşletme Ekonomisi

Hizmet Ekonomisi

Kalkınma Ekonomisi

Tarım Ekonomisi

Borsa ve Yatırım

Ekonomi Sözlüğü

Ekonomi Ders Notları

Ekonomi Düşünürleri

Genel Ekonomi Soruları

Özel İstatistik Arşivi

Özel İktisat Konuları

Açık Öğretim İktisat

Ekonomi Kurumları

Kamu Yönetimi

Kamu (Devlet) Maliyesi

Sigortacılık Konuları

Türkiye İktisat Tarihi

Yeraltı Ekonomisi

Kredi Kartı Piyasası

Gelişmekte Olan Ülkeler

Finansal Piyasalar

Kent Ekonomisi

Liberalizm

Forex Piyasaları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

DİN HİZMETLERİNİN FİNANSMANI SORUNU

Türkiye'de din hizmetlerinin genel bütçeden finansmanı ve devlet tarafından sunumu, uygulamada ciddi sosyo ekonomik ve siyasal so­runlar yaratmaktadır. Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde din hizmet­lerinin genellikle dinsel vakıflar aracılığıyla sunulmasına karşın, ülke­mizde devlet tarafından sunumu, dinin kolayca politize olmasına neden olmuştur. Böylece, bu yanlış finansman modeli nedeniyle, laiklik ilkesi­ni karşı olan siyasi partiler endirek olarak desteklenmiş olmaktadır. Ger­çekten, laiklik ilkesinin din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulma­sı gerektiğini öngörmesine karşın, Diyanet İşleri Başkanlığı genel bütçe­den finanse edilmektedir. Ancak, böyle bir yapılanma nedeniyle, devletin tarafsızlığı ilkesi de önemli ölçüde tehlikeye girmektedir. Kaldı ki, mev­cut uygulamanın sonuçlan da laiklik ilkesine aykırı siyasal yapılanma­lara! ve dinsel terör örgütlerinin nasıl hızla geliştiğini de açıkça göstermektedir. 

Diyanet İşleri Başkanlığının tek bir mezhebe hizmet verecek biçim­de örgütlenmesi ise, alevi, şii, hıristiyan ve ateistlerin din hizmetlerinden yararlanma yönünden dışlanmalarına neden olmaktadır. Bilindiği gibi, genel bütçede yer alan kuruluşlar, bütün vatandaşlar tarafından birlik­te ve eşit bir biçimde tüketilen kamusal mal ve hizmetler sunma duru­mundadırlar. Örneğin, adalet, ulusal güvenlik ve savunma hizmetlerin­de olduğu gibi, bu tür hizmetlerden yararlanma yönünden dışlama (exc­lusion) ilkesi uygulanamaz. Çünkü, zorunlu olarak ödenilen vergiler nedeniyle vatandaşların tamamı genel bütçe hizmetlerinden eşit olarak ya­rarlanmaları gerekmektedir. Bu açıklamalarımız Diyanet İşleri Başkan­lığının genel hizmetler sunan kuruluşlar arasında yer alamayacağını bi­limsel açıdan kanıtlamaktadır. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerin hiç biri­sinde Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kuruluş, merkezi hükümet yapı­sında yer almamaktadır. 

Din hizmetlerinin genel vergi gelirleriyle finanse edilemeyeceğini de kamu ekonomisi ilkeleri yönünden açıklayabiliriz. Bilindiği gibi, laiklik ilkesini uygulayan ülkelerde, din kişi ile tanr arasında kalması gereken bir ilişki olarak düşünüldüğünden, tam kamusal mal (pure public go­ods) niteliği taşımamaktadır. Ayrıca, devletin din hizmetlerini genel büt­çeden finanse ederek, tek bir mezhebi empoze etmeye çalışması, din ve vicdan hürriyetine de aykırı bulunmaktadır. Bu nedenle, gelişmiş ülke­lerden din hizmetleri vergilemenin fayda ilkesine (benefit principle) göre finanse edilmektedir. Böyle bir finansman modeline göre, vatandaşlar ya dinsel kuruluşlara gönüllü ödemelerde bulunurlar, ya da örneğin Al­manya'da olduğu gibi, ücret ve maaşlarından kesinti yapılmasını kabul edenlerden toplanan vergiler ilgili kiliseye verilir. Bu uygulamaya göre, maaş ve ücretinden din hizmetlerinin finansmanı için kesinti yapılması­nı istemeyen kimselerden vergi alma olanağı yoktur. Böylece, laiklik il­kesi her iki uygulamada da gerçekleşmiş olmaktadır. İsveç'te ise, ateist­ler mezarlarının bakım ve korunması amacıyla, bu işle görevli kiliseye yardım yaparlar.

 Ülkemizde ise, aynı hizmetten yararlanma durumunda olmayanla­rın, bu hizmetlerden yararlananları finanse edecek biçimde, din hizmet­lerinin finansmanına katılma zorunda bırakılmaları durumu ise, teoride mali sömürü (fiscal exploitation) olarak açıklanmaktadır (10). Örnek ola­rak, laik düzene inananların ya da diğer mezheplere bağlı kimselerin ödedikleri vergilerle şeriat düzenini getirmeye programlanmış, kurumla­rı ve vakıfları finanse etme zorunda bırakılmalarını gösterebiliriz. 

Türkiye'de din hizmetlerinin finansmanı amacıyla genel bütçeden ayrılan ödenekler sadece Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinde değil; ku­ran kursları ve imam hatip liselerine Milli Eğitim Bakanlığından yapılan harcamalar biçiminde de yer almaktadır. Kaldı ki, Diyanet İşleri Başka­nı tarafından da açıklandığı gibi, 4 saatte bir cami yapılması, camilerin altındaki dükkanların elektrik tüketimi nedeniyle çoğu kez bedava ya da indirimli tarifeden yararlanması biçimindeki sayısız savurganlıklar da önemli boyutlara ulaşmaktadır. İmam Hatip Liselerinin Eğitim Bakanlı­ğı tarafından finansmanı ise, kamusal savurganlıkları daha da arttır­maktadır.  

için ayrılan ödeneklerin tek başına, 5 bakanlık ve 1 müsteşarlığın toplam bütçe ödeneklerinden daha fazla olduğu açıkça görülmektedir. 2006 yılı bütçesinden Diyanete ayrılan pay 1 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır. Ayrıca cami cemaatinden toplanan bağışların ise, daha da fazla olduğu basında tartışılmaktadır. Ne var ki söz konusu bağışların nasıl kullanıldığına ilişkin denetimlerin etkin bir biçimde yapılmamak tadır. 

konsolide bütçe içe­risinde tam kamusal mal nitelikli olmayan bir yönetimin yer alması nedeniyle, çeşitli mal ve hizmetler arasındaki marjinal transformasyon iliş­kisi de önemli ölçüde bozulmaktadır. Yani, bir hizmet gereğinden fazla üretildiğinden, ülke kalkınması için zorunlu olan diğer hizmetler yeter­siz miktarda üretilmektedir. Şöyle ki, din işlerine 70 yıldan beri ayrılan ödeneklerin toplamının, Türkiye'nin toplu taşımacılık hizmetlerinin Av­rupa ülkeleri düzeyinde sunulabilmesi için, gerekli olan finansman ihti­yacını fazlasıyla karşılayabilecek düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.

 

 

Anasayfa - İktisat - Makale - Ekonomi - Borsa - İstatistik - Türkiye Ekonomisi - Ekonomi Sözlüğü - Gizlilik Politikası

Sağlık Bilgileri